Zaytung.Com
Zaytung
Uzun uzun yaz
BLOG

Yeni Başlayanlar ve Büyük İhtimalle Bitiremeyecek Olanlar İçin Tez Yazım Kılavuzu

-> Trabzonspor'da haftalar sonra gelen tek gollü mağlubiyet moralleri yükseltti...
-> Kadir Topbaş: ''Valla ben anlamam, pazartesi görevimin başındayım... ''
-> İstiklal Caddesinde bebek arabası taşımayan ve saç ektirmemiş Arap aileye şok casusuluk suçlaması...
-> TT listesine giren yerli dizi, toplam 6 hafta sürecek yayın hayatı boyunca en büyük başarısını yakaladığının henüz farkında değil...
-> Duşta doğru su sıcaklığı seviyesini tutturmaya çalışan genç, baraj kuruttu...
FOTOHABER

Erdoğan'dan, sigaraya zam sinyali...

Bakan Fakıbaba: ''Derbi Maçı çıkışı seyyar köftecide olacağım. Herkesi bekliyorum...''

Zaytung Zone

Sinem Sal, söyleşi ve imza günü için 22 Ekim'de Zaytung Zone'da konuğumuz oluyor! Kaçırmayın...

ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Bu dönem çevrenizdekileri güçlü bir şekilde etkilemeniz mümkün. Özellikle suratına doğru hapşurduklarınız 1 hafta kadar kendine gelemeyecek. Size de çok geçmiş olsun bu arada... devam...

Röportaj: Sinem SAL - ''Türkiye’de süper kahraman olmak zor ama iş olanakları fazla...''

Süperstar (filme gitmezsek Aamir Khan'a ayıp olur mu?), Uzaydan Gelen Fırtına (ve Dünya'yı saran doğalgaz faturası korkusu)

Topkapı Sarayı'nın bir bölümü Fatih Belediyesi'nin başvurusuyla imara açıldı...

"Ecdadımız çoğu zaman seferde olduğu için sarayı daha ziyade otel gibi kullanırlardı. Onların hatırasını yaşatacak şık bir otele kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyorum..."

Türkiye futbol yerine hangi spor dalıyla ilgilense kafası daha rahat olur?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Melih Gökçek ile ilgili sessizliğini bozdu...

GTA'dan FIFA'ya... Yıllara Yollara Meydan Okuyan En İyi 7 Oyun...

Türkiye, Bu Futbol Olayını Pek Beceremediğinden Şüphelenmeye Başladı...

A Milli Takım'ın son olarak İzlanda'ya kendi evinde 3-0 yenilerek 2018 Dünya Kupası'na gitme şansını kaybetmesinin ardından Türkiye bazı gerçeklerle yüzleşmeye çalışıyor. devamı...

Gece Eğlenmek İçin Bir Araya Gelecek Arkadaş Grubundaki Herkes Eksi Bakiyede. Gergin Bekleyiş Sürüyor...

Ay sonu yaklaşırken tamamı eksi bakiyede olmalarına rağmen kimsenin durumu itiraf edememesi nedeniyle bu akşam planladıkları eğlenceyi gerçekleştirmek zorunda kalan 9 kişilik arkadaş grubunda gergin bekleyiş sürüyor.geçirmek zorunda kalacak... devamı...

Facebook ve WhatsApp Grup Adminlerine Resmi Nikah Yetkisi Veren Yasa Tasarısı Meclis Gündeminde...

Müftülere resmi nikah yetkisi veren düzenlemenin yasalaşmasının ardından tartışmalar sürerken, AK Parti'den yeni bir hamle daha geldi...devamı...

İçişleri Bakanlığı, Kamusal Alanlardaki Başıboş Çocuk Terörüyle Etkin Mücadele İçin Düğmeye Bastı

Sinema

Blade Runner 2049: Distopyanın Sansürlü Hali (Biz olmuşuz distopya be anam)

Büyük stüdyoların iyi işler yaptığı bir dönemdeyiz. Son bir ayda Warner Bros'un re-make yapımı 'It' ve Paramount yapımı 'mother!' filmleri oldukça sevildi, sayıldı. Bu hafta da 35 yıl sonra gelen devam filmi, Sony Pictures'ın yapımcısı olduğu Blade Runner 2049'un vizyona girdiğini görünce iyice kanımız kaynadı. Ne güzel bu stüdyolara ısınmaya başlıyorduk ki Sony'nin Türkiye'ye gönderdiği Blade Runner kopyasının sansürlenmiş olduğunu öğrendik ve yıkıldık. Tüüh, Allah hepinizin belasını versin! Değişirsiniz sanmıştık...

Neyse önce, Blade Runner ve Blade Runner 2049 arasında geçen ve 30 yıllık zaman dilimini anlatan 3 kısa filmden biri olan 2048: Nowhere to Run'ı şöyle koyayım, sonra da 2049'u yorumlayayım:

 

Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı - Harrison Ford'un yaşlandığı bir filmde daha galaksinin karışması...

İçimdeki Deniz, Sicario, Arrival’la yıldızlaşan ve “Usta bize bi bilimkurgu çeksene, acısı bol olsun” siparişlerinin adresi haline gelen Denis Villeneuve işi… Siberpunk türünün (Siberpunk = Sex Pistols dinleyen hackerlar) ilk örneklerinden sayılan, distopik karamsarlıkla teknolojinin kerametini birleştiren 1982 yapımı ilk filmin yönetmeni Ridley Scott’un yerinde Villeneuve var; Yine ilk filmdeki otantik müziklerini pek sevdiğimiz Vangelis’in yerinde ise soundtrackçibaşı Hans Zimmer var...

Birçok sağlam filmde oynamasına rağmen hep Han Solo diye andığımız, ilk filmin başrolü, zamanının karizmatik yakışıklısı, şimdinin 'hey gidi hey'i Harrison Ford da bu kez başrolü Ryan Gosling ile paylaşıyor. Fragman şöyle geliyor:


 

Hangimiz replikant değiliz ki?

İlk filmden bu yana düşündük durduk, Dedektif Deckart replikant mıydı değil miydi? Bi' ışığa da tutmamışlardı ki belki Atatürk resmi filan çıkardı... Yeni filmde de bir dedektif mevcut ve ismi K olan bu dedektifin (Ryan Gosling) replikant olduğu baştan belirtiliyor (K kısaltmasının, kitabın yazarı Philip K Dick'e gönderme olduğu söyleniyor)... K, yeni model replikantlardan; Tyrell şirketinin eski modelleri gibi ana-babaya karşı gelemiyorlar, replikant piyasasını ele geçiren Wallace şirketi tarafından itaatkar tasarlanmışlar. Terbiyeli replikant K, görevi gereği Tyrell'dan kalan Nexus 8'leri temizlemeye çalışıyor.

K'nın bu arama-kovalama sırasında bulduğu bir delil, onu eski dedektifimiz Deckart'a götürüyor. Gittiği her yer karanlık ve sisli; anlaşılan o ki yaz saatinde ısrar eden distopik bir ülkede yaşıyor.


- Kusura bakma ama yaşlanınca bozdun sen abi! Sabahın 8'inde pavyonlardan alıyoruz seni...
 

Premium üye olmadan da filmin tamamını izleyebiliyor muyuz?

Karanlık ve sisli film 3D olduğu için daha karanlık hissediliyor, distopiklik bir kat daha artıyor. Sonra devreye 2017'nin distopik Türkiye'si giriyor, filmin sansürlü olduğu ortaya çıkıyor ve distopik üssü 3 oluyor. Yapımcı, 'yerel kültüre saygı' gerekçesiyle çıplaklık sahnelerini ve bazı diyalogları 'hafifçe bir kurgu' uygulayarak kesmiş, 163 dakikalık film 152 dakikaya düşmüş, 11 dakikada namusumuz temizlenip mis gibi olmuş. Kültürümüzde replikant çüküne-dötüne, vitrin mankeni memesine, çay makinesi sapına vs. bakmak büyük ayıpmış!

Wallace şirketinin başındaki, görme engelli Jared Leto'yu birkaç dakikacık görmemizden anlıyoruz ki bu adamın da birçok konuşmasını kesmişler. Kesin, yapay zeka-insan ilişkisi üzerinden Tanrı üzerine birkaç kelam etmiştir de Allahtan duymadık! Abdestimizi bozmadan bir filmi daha bitirdik.


Türkiye'deki Blade Runner izleyicisi (temsili)


Şu görüntüyü A4'e çıkarıp sinema önlerinde dağıtarak korsan eylem mi yapalım ille?!
 

Sansürü boş verip biraz filmi övelim mi lütfen?

Roger Deakins'in görüntü yönetmenliği muhteşem, film kare kare müthiş görüntülere sahip... İlk filmdeki gibi insanların gündelik yaşamı mavi ağırlıklı tonlarla, replikantların yapım merkezi sarı tonlarla resmediliyor. İlk filmin izinden gidiliyor: Dünya bok gibiyken kentlerde dönen boy boy reklamlarla tüketim kültürüne çakılıyor; medeniyetin kölelik üzerinden yükseldiği, çocuk işçilerle de görülüyor. iPhone 50 almadan önce bir kez daha düşünün diyoruz filmde görmediğimiz insanlara.

Deckart’ın mekanındaki ayrıntılar, dev sanal gerçeklik görüntüleri mest ediyor, yapımcı Sony'e çaktırmadan "Bu Roger Deakins 13 kere Oscar'a aday olup neden alamadı?" diye soruyor, Akademiyi DiCaprio olayındaki gibi Oscar alamama capsleri yapmakla tehdit ediyoruz. Olayı yine magazinleştiririz, insan içine çıkamazsınız bak!


Mekan çıkışı magazincilerin sorularını cevapsız bırakan ünlü (temsili)


- Yok abla masaj istemiyorum. Sağolun hanım bekler evde ben gideyim...
 

Biraz da filmi replikant bir itin dötüne sokalım...

Bazı yerler, mesela replikantlar arasındaki mücadele ya da insanlarla replikantların ilişkisi daha açık anlatılabilirmiş. Bizim yerel kültürümüzde bir lafı bir kerede anlamamak var çünkü! Maalesef ilk filmdeki gibi insan olmaya-olmamaya dair bir felsefe yaratamıyor yapım... Çok şey de istemezdik, Samsung-iPhone karşılaştırması yapan sitelerdeki sonuçlar gibi bir şey görsek yeterdi... Bu replikantların hangisi kullanıcı açısından daha rahat? Hangisinin servisi daha iyi?

Stephen Hawking’in haftada bir “Yapay zeka sonumuzu getirecek! Yapay zeka yüzünden kıyamet kopacak! Gözlerim daldı, yapay zeka gelecek” diye açıklama yaptığı bir ortamda, daha önce anlatılmayan bir şey duymak isterdik yani. Dedektif K'nın ya da Deckart'ın ağzından insan ve kopya olmaya dair şöyle iki söz duysaydık fena olmazdı.Blade Runner 2049'un ilk filmden en önemli eksiği de bu işin felsefi yönünü pek sallamadan atmosfere yüklenmiş olması desek, kimse de ağzını açıp bi şey diyemez bizce... 


Şey değil mi bu ya, True Detective...
 

Yanlarına bakalım biraz da…

Filmin 2 buçuk saati doldurmaya yetmeyen ve bir sonraki filmin girişi gibi duran ana öyküsünden çok yan öyküyü sevdim ben: Dedektif K'nın sanal sevgilisi...  En son Bas Gaza filminde gördüğümüz Ana de Armas'ın canlandırdığı virtual reality abla, sıcak ve çarpıcı bir yan öykü sağlamış. 'Her' filminden beri bazı kişilerde bir teknoloji fetişi oluşmuştu hatırlarsanız; Siri'ye, Google Translate'de sözcükleri telaffuz eden, arabada navigasyon seslendiren ablalara sulanıyorlardı. Onlara da taze fantezi olsun...

Ayrıca, SPOILER gibi olmasın ama Joi isimli bu sanal kadının K ile sevişme sahnesi de görsel açıdan çok etkileyici (Giyinik olduğu için o kısım sansürlenmemiş. İyi bari, "Sanal kadın kıvrımı gördüğü için yerel izleyicinin namusu bozulmasın" diye düşünmemişler)..


Sesli kitap dinlerken hayal ettiğim...

Puan: Sansürlü kopyası 70, orijinal kopyası izlenince bi' 3-5 puan daha eklenebilir (İlk film mi? O zaten 100 canım. Yıldızlı 100)
 

Çavdar Tarlasındaki Asi (Rebel in the Rye) - 'Şu kitabı okuyacam okuyacam diyorum bi zaman olmadı ya' diyenlere...

Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı okunmasa bile çok iyi olduğu tahmin edilen D. J. Salinger’ın yazarlık öyküsü... Danny Strong yazıp yönetmiş. Yazarın öyküsü de ilginçmiş: Sevdiği kadını Charlie Chaplin'e kaptırmış (kadın sessiz seviyormuş demek ki), bir süre sonra Columbia Üniversitesi'ndeki edebiyat öğretmeni ona danışmanlık-mentorluk etmiş. Bir de savaş yaşayınca 'şurasına' kadar gelen yazar sayfalara dökmüş kendini.

Yalnız film, fragmanından da anlayacağımız üzere çok klasik anlatıyor derdini, sinematografisi de televizyon filmi dümdüzselliğine benziyor. Yine de Wikipedia yasaklı olduğu için yazarın yaşamına bakamayanlar tercih edebilir.


Şey değil mi bu ya, Fight Club...

 

Babam - 'Bağam' diye bir film olabilir aslında. Samimi durur? 

Babam ve Oğlum'da şirin Ege şivesiyle de insanların ağlatılabileceğini gösteren Çetin Tekindor, bu sefer Baba Yusuf'u oynuyor. Yusuf, zihinsel engelli oğlu Arif'e önce alışmaya, sonra onu korumaya-kollamaya çalışırken, bu arada atanamayan öğretmen Feride de (öğretmenin isminin Feride olması çok yaratıcı) Arif'e özel ilgi gösteriyor. Yusuf'un fabrikasında çalışmak zorunda kalan öğretmen, engelli olmanın zorlukları, sevgi ve otorite arasında kalan baba derken, yönetmen Nihat Durak'ın izleyiciyi böğrüne bastırıp ağlatmaya çalıştığı anlaşılıyor. Film, TV'deki 2 buçuk saatlik dizilere 130 dakikalık bir alternatif oluyor.

 

Diğer:

Dört Köşe: "Lan geçen hafta böyle bi' fragmanı izlemiştik sanki" duygusu uyandıran bir yerli komedi daha... İşler Güçler'den beri bol bol yerli komedilerde oynayarak bi' nevi kötü yola düşen tombiş Burak Satıbol ve Şinasi Yurtsever dikkat çekiyor... Çekmeye çalışıyorlar en azından..

My Little Pony Filmi: Haftanının minnak kızlara yönelik animasyonunda, minnak atlardan oluşan bir ekip, Ponnyville'i tehdit eden güçlere karşı mücadele ediyor. Çocuk animasyonu da olsa bir şekilde dış güçler bulunuyor.

Korku Kayıtları: Polisiye-korku karışımı filmde rahip var, şeytan çıkarma var, bir de gazetecilik konusu var. Filme gitmek yerine, orijinal ismi crucifixion'ı bakmadan yazma denemeleri yapabilir, telaffuz etmeye çalışabilirsiniz bence. Daha zevkli olur gibi geldi bana...

NubluSercan Sezgin'in yönettiği film, New York'taki eski usül caz müzikler çalan bir barın belgeseliymiş. Filmin amacını pek anlamadım ama sinemada filmden önce çıkan yerel bar tanıtımlarından iyidir bence...

Kervan 1915: Kimsenin tam olarak ne diyeceğini bilemediği, kimilerinin 'Ermeni Tehciri', kimilerinin "çok talihsiz bir olay:(" ifadelerini kullandığı, bazılarının "'Sözde'yi başında mı söylüyorduk, ortasında mı" diye düşündüğü Ermeni Soykırımı konulu... Osmanlı Subayı gibi farklı kültürden insanları aşık ettirerek olayı çözmeye çalışıyor, "Hadi tamam, öpüşün barışın" niyetli yapım... 


 

SONUÇ - Bi' şey izlemeyeceksek niye yazdın ki sen bunu?

Sözün özü, Blade Runner 2049'u kesinlikle sinemada izlemeyin! Sinemaya gidecek herkes, 10 küsur dakikası kesilip yazık edilmiş Türkiye kopyasını meşrulaştırmış olacak maalesef... Bekleyin bence, DVD'ye düşsün, Torrent'e tam hâli düşsün, projeksiyon kiralar izlersiniz. En büyük monitör kimin evindeyse, kolanızı cipsinizi oraya götürüp yağmurlu bir kış akşamı keyfinizi yaparsınız. "Eee ne izleyeceğiz mk bu hafta" derseniz de "Blade Runner'ın ilk filmine, Ghost in the Shell animesine, A Space Odyssey'e, Ex Machina'ya, Her'e tekrar bakıverin" derim... Nedir yani, film mi yok?

"Umarım bir sonraki Blade Runner'ı net bir şekilde görebiliriz" dileklerimle, bu hafta da köşeyi kapatıyorum o zaman.


Ne? 20 yıl sonraki halim de mi lazım size? Hasiktiiir....

Twitter: @duraldam

-BİTTİ (Haftaya Cingöz Recai kılığında, uzunca bir Kenan İmirzalıoğlu bizi bekliyor)-

(iletisimcevahiri Brüksel'den bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'a yolla instela'da paylaş Allah'a havale et

Sizin Yorumlarınız:

Sıradaki Sinema İçerikleri:

pekila.comPekila.com içerikleri:

Sıradaki Haberler:

(14.10.2017)

Topkapı Sarayı'nın bir bölümü Fatih Belediyesi'nin başvurusuyla imara açıldı...

"Ecdadımız çoğu zaman seferde olduğu için sarayı daha ziyade otel gibi kullanırlardı. Onların hatırasını yaşatacak şık bir otele kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyorum..."

Ziya Hayrabol, Müteahhit


Diğer yorumlar ->

(5.10.2017)

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Bir makama getirilirken iyi de makamı boşaltması istenirken niye yadırganıyor?''

"Mantığım 'seçimle gelen seçimle gitmeli' diyor, yüreğim 'gitsin de nasıl giderse gitsin'. Neyse ki bana soran yok..."

Yıldız Parsal, Mali müşavir


Diğer yorumlar ->