Zaytung.Com
Zaytung
Uzun uzun yaz
VİDEOHABER

Konuyla ilgili başlatılan soruşturma sonrası iki TRT çalışanı tedbirli olarak Galatasaray Hamamı'na sevk edildi...

-> Merkez Bankası Başkanı: ''Bu dönem Dolar 5 gelse, Euro da 6 gelirse takdir alıyorum...''
-> Merkez'in müdahalesine rağmen güne yükselişle başlayan Dolar'a müdahale için Tosiç ile anlaşma planı gündemde...
-> MB'den bir hamle daha: 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'na muhalefetten dolar aleyhine Başsavcılığa suç duyurusunda bulunuldu...
-> Cumhurbaşkanı, bir seçim arifesinde daha Emine Erdoğan ile tanışma hikayesini anlatmayı unutmadı...
-> Merkez Bankası'nın faiz artırıp Dolar'ı frenlemesine henüz tepki göstermeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ''Makro İktisada Giriş'' dersi aldığından şüpheleniliyor...
FOTOHABER

Döviz ve altın sahiplerinden samimi açıklamalar...

Bozdağ: ''Ölü dış mihraklar görüyorum...''

BLOG

Sokak Kedilerinden, Arkası Flu Dayıoğluna... Profesyonel Fotoğrafçılığa Giden Çileli Yolun 5 Temel Aşaması

ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Maddi konularda iyileşmeler yaşanabilir. Yani genel olarak böyle bir olasılık var. Bazı insanların başına geliyor, duyuyoruz. Umudunuzu yitirmeyin... devam...

Deadpool 2 (Kırmızılar giymiş alınan oynar, deste zülüflerin telinen oynar...)

Yavuz Bingöl, Türkiye'nin Batı'dan daha özgür olduğunu iddia etti: ''Orada yere tüküremezseniz, burada tükürüyorsunuz...''

"Karşımızda Türkiye'nin Batı'dan daha özgür olduğunu savunmaya çalışan bir insan var. Bulabildiği her örneğe saygıyla yaklaşmalıyız bence... "

En Büyük Başarısı İlkokul 3'te İl Geneli Kompozisyon Yarışması 2.'liği Olan Ayvaz Kurtbel (40), Ligdeki 21. Şampiyonluğunu Kutluyor

Yozgat'ın Sorgun İlçesi'nde yaşayan 16 yıllık devlet memuru Ayvaz Kurtbel(40), yaşadığı ilçeden askerlik dışında neredeyse hiç çıkmamış olmasına rağmen bütün rakiplerini geride bırakarak Süper Lig'de 21. kez şampiyon olmanın gururunu yaşıyor. devamı...

Kapital 3. Cilt'ten, Aşiretler Raporu'na... 14 Şubat'ta Sevgiliye Hediye Edilebilecek Birbirinden Anlamlı 7 Kitap

Zaytung Zone

''Amaaan şimdi eve gidip kim yemek yapacak?'' şeklinde düşünen takipçilerimizi diğerlerinden bi tık daha fazla seviyoruz, dürüst olalım...

Birinden bahsediyordun ya n'oldu o iş?

Yeni Türk Yapımı Oyun Geliyor : Future Army

Berberler Odası'ndan Piyasalara Müdahale Sinyali: ''Kimse bir şey yapmayacaksa biz yine başlayalım bedava tıraşa...''

ABD Doları'nın bir gün içerisinde 4.65'ten 4.90 TL seviyesine yükselmesinin ardından Hükümet ve Merkez Bankası cephesinde sessizlik sürerken, Berberler Odası'ndan piyasalara müdahale sinyali geldi. devamı...

800 Dolarlık Birikimi Sayesinde Her Gün Sigara Parasını Bedavaya Getiren Yavuz Aycan, Ekonomideki Gidişattan Memnun...

Birikiminin tamamını Türk Lirası karşısında günde ortalama yüzde 2 civarında değer kazanan ABD Dolarına yatıran Yavuz Aycan, ekonomideki gidişattan memnun. 800 dolarlık birikimiyle günlük 10 ile 20 TL arasında gelir elde eden genç mühendis, oturduğu yerden günlük bir paket sigara parasını çıkardığını belirtirken, piyasadaki kötümser havaya ise anlam veremediğini kaydetti.devamı...

Halil Sezai... Acı çekiyor...

Sinema

Daha (Hakan Günday yazıyor, Onur Saylak çekiyor, olan yine mülteciye oluyor), Deliha 2 (Gupse Özay, dişi Recep İvedik piyasasına oynuyor)

Haftanın bol salonlu gişe filmi Deliha, bildiğimiz gibi: Kaba ve saf tek bir karakter var, yamuk yumuk ağzıyla orta sınıf insanlara laf sokuyor, çevresindeki insanlar ise nasıl oluyorsa bundan daha salak ve bütün saf-temiz-salak insanlar birbirini çok seviyor. Haftanın izlenecek filmi Daha ise, "Ya keşke şu ünlüyle şu ünlü sevgili olsa" hayallerimize benziyor: Yeraltı edebiyatımızın önemli ismi Hakan Günday'ın romanını pek değerli oyuncu Onur Saylak çekiyor, bu ortaklıktan hayırlı bir iş çıkıyor.

O zaman, Daha'ya geçmeden önce, Hakan Günday ile Onur Saylak'ın ilk ortaklığı olan kısa filmlerini gösterelim, sonra Daha'yı yorumlayarak yazıya başlayalım. Uyar di mi hepimize?

 

Daha - 'Daha nasıl film yapalım biz size?' diyen Hakan Günday ve Onur Saylak ikilisi...

Özellikle Özcan Alper'in ilk filmi Sonbahar'dan ve en son filmi Rüzgarın Hatıraları'ndan bildiğimiz Onur Saylak yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metraj filmiyle karşımıza çıkıyor. Benim aklıma ise şu soru geliyor: Oyunculuktan yönetmenliğe geçenler bu işi setlerde mi öğreniyor? Oyunculuk yaparken çaktırmadan yönetmeni mi gözlüyor bunlar, başka oyuncuların sahnesinde sinsi sinsi yönetmenin arkasından monitöre bakıyor olabilirler mi? 

Hakan Günday'ın Daha isimli romanından esinleniliyor, senaryoyu Hakan Günday, Doğu Yaşar Akal, Onur Saylak beraber yazıyor. Ülke içinde ve dışında bir sürü ödül alan film, jüri jüri gezdikten sonra seyirci karşısına çıkıyor.


 

Ahmet Mümtaz Taylan neden hep şoför?

Kamyon şoförü Ahad (Ahmet Mümtaz Taylan) ve oğlu Gaza (Hayat van Eck) arasında geçiyor öykü. Taylan, yine direksiyon başına geçiyor, belli ki ağır vasıta ehliyeti olduğu için rolüne uygun bulunmuş. Kendisi bu sefer ilkesiz, iğrenç bir adamı canlandırıyor; bir insan kaçakçısını... Annesinden ayrı yaşayan oğlu Gaza da babasına benzememek için uğraşıyor ama çevresindeki dünya o kadar iğrenç ki, pek mümkün değil gibi...

Olay, bir Hakan Günday romanından esinlenildiği için oldukça karanlık, sert! Amaç, izleyicinin insanlığını sorgulatarak içini karartmak, kendinden tiksinmesini sağlamak, hatta, bak dinle dinle, bizi kendi karanlığımızla baş başa bırakmak...Bazı filmler de böyle işte; sen bilet parası verip filme girersin, o seni yerin dibine sokar. Azarını yer, başın önünde tıpış tıpış salondan çıkarsın...


Hakan Günday, sokaktan adam çevirip "Sen nasıl bir insansın koçum" diye sorarken...
 

Dahası:

Bilirsin ki en güzel filmler, kişisel sorunlarla toplumsal meseleleri bir şekilde birbirine bağlayanlar arasından çıkar. Bu film de öyle yapıyor; 14 yaşındaki Gaza’nın lise öncesi kendini bulma çabasıyla Suriyeli mülteciler sorununu birlikte düşündürüyor. Anlıyoruz ki dünyanın büyük meseleleri bunlar: Bir savaş, bir de lise sınavına girmiş olan ergenin hangi liseyi seçeceği sorunsalı...

Filmin en vurucu teması ise insanın hayatta kalmak için neler yapabileceği ve ahlak anlayışını nereye kadar arkasında bırabileceği... Filmden çıkınca bu soru zihnini ele geçiriyor, 'deniz kenarına oturup uzaklara bakarken derin düşünme pozu' vermek istiyorsun. Eskişehir’de deniz olmadığı için kaldırımda dikilmiş Ankara çevre yoluna bakarken ayıldım ben...


Kırk yılda bi deniz gören İç Anadolulu (temsili)...
 

Çocuğun soyadı niye van Eck? Mülteci mi o da?

Hepsi de tanıdık insanlar, başrolde zaten Ahmet Mümtaz Taylan var. Tecrübeli bir oyuncu olduğu için bu pis rolü de kıvırır diyoruz ama bir yerden sonra, belki de sinirlenmesine alışkın olmadığımız için, repliklerinin melodisi kulak tırmalıyor: “Sana bu şeyleri şu şeyleri yapma demedim mi LAN, BU ŞEYLERİ ŞU ŞEYLERİ YAPMA DEMEDİM Mİ” tarzındaki öfke replikleri ağzına oturmuyor. Hollandalı babadan, Ankaralı anneden olma Hayat van Eck ise karakterine çok güzel girmiş, 14'lük çocuğun travması, ikilemleri yüzünden okunabilmiş.

Tuba Büyüküstün de Arap hayranlarına kendisini fazla kaptırmış olmalı ki, bu durum eski eşi Onur Saylak'ın gözünden kaçmamış ve o da kendisine mülteci rolünü vermiş, aman inşallah kaderi benzemez! Büyüküstün'ün Arapçasını ilerlettiği ise gözlerden kaçmıyor, maşallah maşallah... 


- Yardımcı doçentlik durduk yere niye kaldırıldı lan? Post doktora da ne demek mk?!..
 


Bu taksi vurdurma sahnelerinde de hafiften öfkeleniyordu sanki bu abi ya...
 

'İlk filmden sonra bozdu' diyebilecek miyiz?

Daha, izleyen bünyelere çok şey katıyor. Başkarakter Ahad’ın tersten okunuşu olan Daha, 'daha fazla zaman - daha fazla insan', 'daha fazla zaman - daha başka insan' gibi anlamlara geliyor. Daha fazlasını isteyen insanlar, zaman geçtikçe daha başka olan insanlar... derken dış sesin de yardımıyla çeşit çeşit anlamlara varmak, "Heee" demek mümkün oluyor. Filmin - anlaşılması zor olmasa da - sindirilmesi için bir süre demlenmesi gerekiyor. Kimi yerlerine ancak bu sabah, "Heaee" diyebildim ben mesela.

Bu ilk filminden anlıyoruz ki Onur Saylak'ın çok iyi bir yönetmenlik gözü varmış, kendini iyi eğitmiş. Umarım kariyerinin devamında, Derviş Zaim’in Tabutta Rövaşata’sından sonra düştüğü hallere düşmez, güzel projelerle devam eder. Yolun açık olsun Yanık Efe diyelim ve kendisini yerine alalım.


Abimiz bakışlarıyla "Kestiiik" demeye çalışırken...

Puan: "Sen ilk yönetmensin, al cebine koy lazım olur" anlamında bir 90 

 

Deliha 2 - Gupse Özay'ın, ağzını yamultunca samimi olacağı düşüncesi...

2014 sonunda çıkan ilk filmden sonra, sanki ilk film çok bir şeymiş gibi, yenisi geldi. Gerçi ilk film buna göre biraz daha şeydi yine, en azından Cenk-Erdem'in Cenk Durmazel'i ve Leyla ile Mecnun'un ikinci nesil Leyla'larından Zeynep Çamcı gibi sempatik isimler vardı... İlk filmdeki kadronun çoğu gitmiş, az ünlü isimlerden klişe yan karakterler yaratılmış: Tontiş aşçı, gereksiz nezaket sahibi garson vs...

Yine Gupse Özay yazıyor ve aynı zamanda ilk yönetmenliğini yapıyor. BKM, bu Recep İvedik’in çocuk korumalı versiyonuna ve azıcık daha kadınlara hitap eden haline yürü ya kulum diyor. Yani BKM, Recep İvedik’i göğsünde yumuşatıp seyirciye doğru fırlatıyor.


 

Mahalle dizileri bitti, mahalle filmleri devam:

İlk filmde, saf, sakar ve sürekli oha diyen Deliha'nın âşık olmasını, normalde Gupse Özay'ın sevgilisi olan Barış Yarduç'un peşinden koşmasını gördüydük. Bu filmde ise Deliha'nın iş bulmaya çalışmasını ve girdiği bir restoranda tutunma çabasını izleyeceğiz. Gerisi işte, eski mahalle dizileri-filmleri kıvamında... Yalnız, bu noktada şunu söyleyeyim: Ben çocukluğu-ergenliği mahalle dizileriyle geçmiş biri olarak normalde bu mahalle öykülerine bayılırım. Süper Baba’yı, Mahallenin Muhtarları’nı, İkinci Bahar'ı, Ekmek Teknesi’ni koy önüme, Netflix’ten 3 bölüm art arda dizi izleyemeyen ben evden çıkmam, 10’ar 10’ar atarım ağzıma...


Sanki birilerini andırıyorlar ama... *


*

Yanan mahalle sıcak ortam yaratır mı?

Bu filmin de çok amatör bir şekilde kullanmaktan çekinmediği, mahalle dizi-filmlerinin de klişeleri vardır: Örneğin mahallenin kenetlenmesi için mutlaka bir dükkanda-evde yangın çıkması gerekir. Eski bir mekan, hareketli bir şarkı eşliğinde, mahalle dayanışmasıyla ve hızlı bir kurguyla (montaj sekans) düzene sokulur. Teyzeler yer silip çay yapar, erkekler duvarı sıvalar ve boyar ve de hepsi birden deli dürtmüş gibi durmadan güler. 


Şu hâlini süper kahraman kostümü diye kaktırıp Marvel'a doğru itelesek mi bunu...
 

Her şeyin cücüğe bağlanması:

Deliha 2 tüm bu mahalle dayanışması klişelerini abartıyor, zorluyor, mahalle dayanışması klipleri izler gibi oluyoruz. Deliha’nın çalıştığı lüks restoran mahalle lokantasına dönerken ve hep bir ağızdan soğan cücüğü övülürken iyice saçmalanıyor. Yine tee Yeşilçam'dan kalma bir klişe olan kuru-pilav-soğan cücüğü vurgusu, filmin yaratıcılığı hakkında fikir veriyor. Ayrıca taze fasülye pilavın üstüne daha çok yakışıyor bence!

Üzerine basa basa Acun'un ve soğan cücüğünün övüldüğü ve filmden çıkınca beynimizin "Acun iyi, cücük iyi, Acun iyi cücük iyi"  diye sayıkladığı bir yapım olsa da çocuklar bir şekilde esprilere gülüyor, hatta aralarında katıla katıla gülenler var. Deliha'nın yan restoranda 'dayı' yazan tabelaya bakıp gülümsemesinden "Eheh, dayıyı ayı yapacak, heheh" diye tahmin etmek hoşlarına da gidiyor.


Aklına kelime oyunu gelen Yılmaz Erdoğan neşesi...

Puan: "Muhtemelen 3 kuruş olan film bütçesini karşılamaya yeter" anlamında bir 35
 

The Post - Yayın yasağına da karşı çıkılabiliyor muymuş? Hem de 1971'de? Yok artık!

Steven Spielberg'in yeni filmi ve evet yine ABD'nin bir şeylerini övüyor. Önceki yılın Oscar kazananı Spotlight filmi gibi bağımsız gazeteciğin önemini gösteriyor ve gazeteler arası dayanışmaya da yer veriliyor. Veriyor vermesine de bilmiyor ki Türkiye izleyicisi bu konuda çok dertli... Bilmiyor ki klasik bir Spielberg filminde Türkiyeli izleyicilerin gözleri dolar, üzülür, hatta kıskanır! Başrollerde rol yapma yeteneklerini tartışmamamız gereken Meryl Streey ve Tom Hanks oynuyor ve ikisi de şaşırtıyor: Streep kılık değiştirmiyor, Hanks ise bir yerlere yetişmek, bir şeylerden kaçmak için koşmuyor. 

Daha fazla ciğerimiz dağlanmadan şöyle fragman:


 

Diğer:

Aramızdaki Sözler: Biri Kate Winslett, diğeri Idris Elba olmak üzere, birbirleriyle tanışan iki kader kurbanının, özel uçakla seahat ederken kaza geçirmeleri sonucu bir dağda mahsur kalmaları ve kurtulmaya çalışmaları... "O hikayedeki adayı dağ mı yapsak" tarzı bir yaratıcılık mahsülü...

Ruhlar Bölgesi Son Anahtar: Adam Robitel yönetiyor ve serinin dördüncü filmi. Bu sefer geçmişe gidiyoruz, ünlü ruhbilimci Elise Rainier'in çocukluğunun geçtiği evde yaşananları görüyoruz. Yine sabit duran türlü gizemli şeyler birden insanın üzerine atlıyor, öyle sinsi gibi, şerefsiz gibi...

Yolcu: Jaume Collet-Serra yönetiyor, eski polis-güncel sigortacı sigortacı rolündeki Liam Neeson  tren yolculuğunda gizem ve aksiyon yaşıyor. Vagonun tam ortasındaki masalı koltuklarda koridor yanı ve ters yön bilet bulmak gibi bir hissi olan bir tek mekan aksiyonuna benziyor.

Zirve: Cannes Eleştirmenlerin Haftası’nda gösterilmiş de 'öyle çok şey' değil. Öyle çok şey olsa zaten gösterimi tee bu zamana kalmazdı. Ricardo Darin başrolde, kadroyu gözümüzün bir yerden ısırdığı Latin Amerika yıldızları dolduruyor. "Hep mi ABD Başkanı gerilimi izleyeceğiz" diyenler için Arjantin Başkanı merkezli bir politik gerilim...


 

SONUÇ - Ee, daha daha napıyorsunuz?

Evet, çok nitelikli bir yerli film izlemek istiyorsak kesinlikle Daha filmine gidiyoruz. Düşük kaliteli yerli filmlere kazandırmak istemiyorsak da Deliha'ya gitmiyoruz. The Post ve Zirve filmleri de politik öykü arayanlar için 'fena değil' kategorisinde... Ee üç cümlede bitirdik bu bölümü ama biraz daha uzatmak lazım sanki, n'apalım? Kendinden bahsetsene bana biraz? Mesela hangi tür filmlerden hoşlanırsın ya da ne tarz müzikler dinlersin daha çok?..

Neyse, bu haftalık benden bu kadar, haftaya görüşmek üzere inşallah...

Twitter: @duraladam

-BİTTİ (Haftaya Gupse Özay'ın yerine Enes Batur, Daha'nın yerine de Djam filmi geliyor)-

(iletisimcevahiri Brüksel'den bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et

Sizin Yorumlarınız:

Sıradaki Sinema İçerikleri:

pekila.comPekila.com içerikleri:

Sıradaki Haberler:

(12.5.2018)

Yavuz Bingöl, Türkiye'nin Batı'dan daha özgür olduğunu iddia etti: ''Orada yere tüküremezseniz, burada tükürüyorsunuz...''

"Karşımızda Türkiye'nin Batı'dan daha özgür olduğunu savunmaya çalışan bir insan var. Bulabildiği her örneğe saygıyla yaklaşmalıyız bence... "

Elif Bostanlı, Akademisyen


Diğer yorumlar ->

(3.5.2018)

Facebook, sevgili bulma özelliğini kullanıma sunmaya hazırlanıyor...

"Çok güzel. Dayımla orada da eşleşmek için şimdiden sabırsızlanıyorum..."

Fatih Tunahanlı, Mimar


Diğer yorumlar ->