Zaytung.Com Zaytung.Com
Zaytung
Uzun uzun yaz
ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Sevgili Koçlar, buuu tik tok diye bir şey çıkmış. İçeride inanılmaz bir mallık dönüyor diyolar. Size zahmet bi indirip baksanıza neymiş ne değilmiş. Bizim sinirler öyle şeyleri pek kaldırmıyor artık. Dirayetli burçsunuz, yaparsınız. Hadi benim koçuma... devam...
FOTOHABER

Urfalı, Mardinli ve Antepli grup arasında çıkan Zeyno'nun nereli olduğu tartışmasında tekmeler havada uçuştu...

Turyol'dan karşıya geçeceklere son çağrı: ''Kadıköy Kadıköy Kadıköy...''

İşsizleri Tanıma, Koruma ve Hayata Bağlama Rehberi

Fantastik Canavarlar: Grindelwald'ın Suçları (Yargılanacaksınız!)

250 milyon TL'lik borcu nedeniyle ameliyat malzemesi alamayan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, 1 milyon TL'ye yeni kapı yaptırıyor...

"Bittiğinde Avrupa'nın en büyük üniversite hastanesi kapısı olacak. Gurur duymanız gerekirken çamur atıyorsunuz. Kudurun Türkiye düşmanları!"

Millet kıraathanelerinde unutulmaya yüz tutmuş gelenek ve göreneklerimiz yaşatılmaya devam ediyor...

Olaylı Bir ''Dünya Derbisi''ni Daha Geride Bırakan Türkiye, Derbinin Dünyanın Pek de Umrunda Olmamasından Memnun...

Türk futbol camiasınca ''Dünya derbisi'' olarak adlandırılan Galatasaray - Fenerbahçe maçlarından birinde daha taraftarlar kavgaya ve hakem polemiğine doyarken, Türkiye yine bu rezaletin dünya tarafından pek de o kadar sallanmıyor olmasıyla teselli buldu. devamı...

Enflasyonla mücadelede bir sonraki adım ne olsun?

Kapital 3. Cilt'ten, Aşiretler Raporu'na... 14 Şubat'ta Sevgiliye Hediye Edilebilecek Birbirinden Anlamlı 7 Kitap

Zaytung Zone

''Amaaan şimdi eve gidip kim yemek yapacak?'' şeklinde düşünen takipçilerimizi diğerlerinden bi tık daha fazla seviyoruz, dürüst olalım...

Yeni Türk Yapımı Oyun Geliyor : Future Army

Henüz Hiçbir Çalışanın Yurt Dışına Taşınmayı Başaramadığı Yazılım Firması, Piyasadaki En Boktan Personeli Bünyesinde Topladığından Şüphelenmeye Başlıyor...

İstanbul Levent'te 7 yıldır faaliyet gösteren EsmailPro Web Çözümleri LTD'de personel krizi giderek büyüyor... devamı...

AİHM, Verdiği Her Aleyhte Kararın Ardından Önce ''Bizi bağlamaz'' Şeklinde Açıklama Yapıp Sonra Ya Kararı Uygulayan ya da Tazminat Ödeyen Türkiye'nin Tam Ne Yapmaya Çalıştığını Belirlemek Üzere Toplandı

Selahattin Demirtaş'ın siyasi nedenlerle tutuklu bulunduğu ve derhal serbest bırakılması gerektiği yönünde karar veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu kez de Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan gelen ''Bizi bağlamaz'' açıklamasının ardından Türkiye'nin tam ne yapmaya çalıştığını belirlemek üzere toplandı. devamı...

Teoman, Yaklaşık 30 Manken Eşliğinde Çektiği Yeni Klibinde Yine "Yalnızlık", "Aşk Acısı", "Hayatın Anlamsızlığı" Falan Gibi Konuları İşledi

Soldado (Benicio Del Toro Meksika'da cihatçı kovalıyor), Fakir (IKEA dolabında Avrupa'ya iltica ediyor)

Dandirik korku türü dışındaki yerli filmler vizyondan çekildi, bazı yerliler ise ikinci kez vizyon görüp şansını deniyor. Yabancı filmlere gelince; ABD'de dahi vizyona girmeyen, girse de yüzüne bakılmayan filmler niyeyse bizim sinemalara bol bol giriyor. Haftanın öne çıkan filmleri ise devlet-siyaset-mafya üçgeni öyküsü Sicario'nun ikinci filmi ve bir Hint fakirine odaklanan Fakir isminde bir film. Birini 'aşırı gizem ve kahramanlık öyküsü' olarak diğerini 'gereksiz umut ve aptalca naiflik filmi' diye açıklayabiliriz. Öyle... E özetledim ben hepsini... Ne yazacağım ki aşağıda?

Neyse, fakir demişken fakir fukara filmi Küçük Esnaf'tan bir kuple koyayım şuraya da gerisine bakarız:

 

Sicario: Day of the Soldado - Soldado, soldier ile aynı kökten, yani 'asker' demek, yani evet, bedelli ne zaman çıkacak ya?..

İlk filmi, çektiği her filmin, özellikle Arrival'ının fanı olduğumuz Denis Villeneuve yönetmişti, atmosferi, ritmi, senaryodaki kimi noktaları pek iyiydi. Bu film duyurulduğunda da heyecanla beklemememiz için hiçbir sebep yok idi. Kadroda bu sefer Emily Blunt yok ama, milyonlarca kadının göz çukurlarında yaşamak istediği Benicio Del Toro ve en son Thanos rolünde görüp Avengers'ın yarısını yok ettikten sonra saygılar abi çektiğimiz Josh Brolin aynen duruyor. Yönetmenlik koltuğunda ise Stefano Sollima oturuyor. Tanımam etmem...

 

Sicario gibi Hell or High Water gibi pek güzel senaryolara imza atan Taylor Sheridan’ın yazdığı bu öykü de ilgi çekici başlıyor. ABD'nin bir eyaletinde patlayan cihatçı canlı bombalardan sonra, devlet ibreyi Meksika'ya çeviriyor. Devletin de ibreyi Meksika'ya çeviresi varmış herhalde diyoruz ama bu uyuşturucu kartelleri insan kaçakçılığına yönelmişler zaten... Böylece bir yandan mülteci sorununa parmak basılıyor, diğer yandan ABD kontrgerillasının pisliğine (bu şirin sinema köşemizde kontrgerilla demiş olduk böylece) dokunuluyor. Küçük bir kız çocuğu kaçırılıp pis oyunların malzemesi yapılarak mağdur oluyor. Filmde görünmese de "Ya biz kokaini nereden bulacağız şimdi dayı" diyen ABD rapçileri de mağdur oluyor.


- XL giyen var mı beyler?
 

Silahlı kutlama mı yapıyorlar?

Filmin aslında büyük bir bölümünde ilk filmdeki atmosferi kokluyoruz, aynı aksiyonu tadıyor, gerilimi duyuyor, çaresizliği görüyor, politik diyalogları elliyoruz. Fondaki dandandan müzikler, güzel gece çekimleri, karizmatik oyunculuklarla beraber oturaklı bir şey izliyoruz. Bir Meksika kartelinin şımarık kızı; kulağında kulaklıkla "Karteeel, bir numaraaa, en büyüüük" diye şarkı dinlerken gördüğümüz ergencik kaçırıldığında, insan kaçakçılığının farklı bir boyutuna da tanık oluyoruz. 

İlk filmde Emily Blunt, kirlenmemiş bir kadın karakter olarak, filmin testosteron fazlasını alıyordu. Bu filmde ise şımarık kızımız, rehine durumuna düşünce masumiyeti temsil eder oluyor. Benicio ise bu kartel kızının hem kaçırıcısı hem koruyucusu konumuna düşüyor ve aha diyoruz Leon filmine benzedi bu. Zaten elinde silah olan bir adamla küçük bir kızı görünce yapıştırırız genelde Leon’u, her s.kime Leon demesini pek biliriz.

Bu arada senaryonun bu bölümleri; Benicio'yu Meksika taraflarında gördüğümüz kovalama-kaçma kısımları biraz afallıyor. Aksiyonda inandırıcılık hataları baş gösteriyor, bir süreden sonra tekellerin de devletin de amaçları osuruk geliyor. Her karakterin, kurumun aşırı gizemli ve kasıntı davranması sıkıyor. Müzik de bayıyor. Ayrıca Trump çok sinir bozucu bir adam... Fuck Trump! (Öyle içimden geldi.)


- Meteorolojiye uydum sıkı giyindim, pişiyorum mk...
 

Neler öğrendik, hangi konularda aydınlandık?

* “Kirlenmemiş kimse yoktur, devleti de aynı boktur, karteli de, küçük çetesi de” mesajı veren film, insana ve devlete dair kuşkucu yaklaşımını ve karanlık tonunu koruyor. Bununla beraber, görüyoruz ki kapalı kapılar ardında kirli siyasi hesaplar yapan herkes, tam o sırada ellerini kavuşturur, beden diliyle "Şu an masum insanlara kıyıyoruz hihihi" mesajı verir. Kolları önde bir şekilde, dirseklerden kırarak, tercihen elleri çene hizasına kaldırarak...


Çizimlerle, kötülük planlayan birtakım gizli eller...


Yo hayır, böyle bir şeyden bahsetmiyorum... Bu ayrı...
 

* Anlıyoruz ki; eğer insan kaçakçılığı için kandırılan Meksika kökenli ABD vatandaşı bir çocuksak, aile bütçesine katkı sağlamak için bir süre insan kaçakçısı çırağı olarak çalışabiliriz ama çok da bulaşmamak gerekir. Bir de Kartel kızı, mafya çocuğu olsak bile çok dötümüzün kalkmaması lazım, azıcık adap bilmemiz, karizmatik göz çukurlu bir abi bulursak elinden tutarak karşıya (karşı sınıra) geçmemiz iyi olur.

* Ve anlıyoruz ki uyuşturucu kartellerinin her bokla ilişkisi olabilir, her tür kötülüğün ardından bunlar çıkabilir. Seçim hilesi de yapar bu tipler, sahte rakı da yapar. Almanya'nın ilk turda elenmesinin müsebbibi bile olabilirler.

* Senaryonun politik duruşunu tam anlamıyoruz ama... Tamam ABD adına silah sıkanlara eleştirel bir tutum var gibi lakin tüm Meksikalıların bir şekilde serseri gösterilmesi rahatsız ediyor. "Lan Guillermo del Toro'nun, Alejandro González Iñárritu'nun hatrına bari yapmayın" diyoruz.

* Benicio'nun tipinin aslında keş gibi olması, ama iki filmdir de bir şekilde uyuşturucuya karşı içten bir savaş yürütmesi... Burada da bir mesaj var gibi ama tam anlayamadım onu. Belki de yoktur hoş...


Meraklısına genç ve parlak bir Benicio bırakayım şuraya...

Puan: 70 (ilk film 90 tabii, bu filmin ağzını yüzünü kırar ilk film)
 

Fakir: Bir Hint Fakiri'nin Olağanüstü Yolculuğu (The Extraordinary Journey of the Fakir) - Tamam anladık, fakirsin, 50 kere tekrarlama...

Daha önce de benim izlemediğim komik filmler yönetmiş olan Ken Scott yönetiyor. Çok satan bir kitaptan, "Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri'nin Olağanüstü Yolculuğu" adlı bir romandan uyarlanmış. Tarz olarak Bollywood ile Hollywood stillerinin bir noktada buluşması amaçlanmış, 5 ülkenin ortak yapımı olan ve baştan sonra herkesin İngilizce konuştuğu filmde...


 

Aslında upuzun isminde anlatıyor kendisini film. Neydi ismi: Bir Hint Fakiri'nin Olağanüstü Yolculuğu. Şimdi açarak gidelim; bir fakir var, bu fakir esmer bir Hint fakiri ve de bunun oradan oraya sürüklendiği bir yolculuk söz konusu. Bu yolculukta azıcık fantastik unsurlar da var ve afişten anlıyoruz ki balon da var. Ayrıca afişten ve fragmandan anladığımız kadarıyla herkes sinir bozucu derecede umutlu ve fazlaca naif...

Filmin kendisi mi nasıl? Hiç görmediği babasını aramak için Paris'in yolunu tutarken oradan oraya savrulan Hint gencimiz kendisini farklı ülkelerde buldukça biraz eğleniyor, en azından akıcı bir öykü izliyoruz. Bu macera biraz düz işleniyor ama merakımızı canlı tutmayı biliyoruz: IKEA mağazasında bir dolapta uyuyakalınca öyle Londra'ya Barcelona'ya filan gidilebiliyor mu ya? İyiymiş. Aklımızda olsun... 


- Aaa Avrupa kapıyı açık unutmuş... Şöyle, çaktırmadan...
 

Burnun bi kıvrılmış gibi senin?

Öykünün potansiyeli yüksek, Asya-Afrika-Avrupa arasında bağ kurmaya elverişli ama uğraşmamışlar, Bollywood-Hollywood klişelerini sıralayıp ortalama bir anlatım tutturmuşlar. Hazır şablonlar izlenmiş. Mesela Roma'dayken "Madem İtalya'dayız ve buranın da mafyası ünlü, o zaman mafyavari bir adam koyak şuraya" anlayışı devreye girmiş ve sırf Sicilya'ya yakınız diye birtakım silahlı adamları kadraja sokmuşlar. Öyle bir kolaycılık yani... Ayrıca, Hint arkadaşın aşık olduğu kadın da tam bir Asyalı, Ortadoğulu erkek fantezisi: Çabucak iletişim kurabilen, hemencecik kaynaşılan, ağzından öpsen bile "Biz burada böyle yapmayız ki hihih" diyen, Paris'te yaşayan Batılı bir şablon.... Kumral bir şablon....


- Bu da abarttı. Sırf otantik diye 3 gün boyunca kına gecesi kıyafetleriyle gezilir mi lan?
 

Somalilililerlee...

Böyle masalsı bir filmde mülteci sorununa parmak basılıyor, güzel, iyi yani, ama bu sorun da fazla masalsılığa kurban gidiyor ve akılda şirin bir Somalili çenesi olarak kalıyor. Senaryoda Avrupa kurumlarına minnak eleştiriler var gibi de, her şey çok naif olduğu ve bütün karakterler geri zekalı gibi durduğu için yok gibi de... Kişisel gelişim öyküsü gibi, ama çok da gaza getirmediği için değil gibi. Sanki hafiften antikapitalist bir öykü olacakmış gibi ama fazlaca IKEA reklamı yaptığı için hiç de öyle de değil de gibi... Çocuklar için şirin bir film desek fantastik dozu az kalır, yetişkinlere yönelik desek masalsı dozu yüksek... Offf... Ne lan bu? Pasaportun var mı senin kardeş?! Atın şunu dışarı?!.


Hint bir türkücü ile Somalili bir hipster'ın inanılmaz dostluğu....
 

Nasıl güzel olurdu?

Mesela, en baştaki sahnede adamı ıslahevindeki çocuklara karşı konuşma yaparken, anılarını anlatırken görüyoruz ya, adam mesela Big Fish filmindeki gibi olsaydı, bol keseden uydursaydı ama gerçekteki çaresiz hâlini de görseydik.... Ya da Slumdog Millionaire gibi, gündelik yaşam ile hayaller arasında denge tutturan bir öykü de ihtiyacı karşılardı. Ya da baktın olmuyor abi, verseydin iyice müziği de hepten Bollywood yapsaydın, hobidi hobidi dans izlemeye yatkın binlerce insan var burada. Ya da hiç olmadı Küçük Esnaf filmindeki gibi fakirliğe daha çok eğilip mafyadan kaçan adam yapaydın. Hem öyle daha ucuza patlardı, bir sürü Avrupa çekimine kim bilir ne kadar para verdiniz?..


Şu sahne yarım saat sürse izleyecek insanlar var aramızda, biliyorum...

Puan: 60 (Yine de çok düşük puan veremedim, naifliğime geldim)
 

Diğer:

Kaçış Planı 2 - Hades: Kısaca Sly diyebildiğimiz, çünkü yıllardır TV'de dublajlı izleye izleye babamız gibi benimsediğimiz Sylvester Stallone ile Galaksinin Koruyucuları'ndaki mavi salak kaslı olarak tanıdığımız Dave Bautista başrollerde oynuyor. Ayrıca, bakın bu bilgi çok mühim, Kaçış Planı filminin ikincisi bu ve evet hapishaneden kaçmaya çalışıyorlar ve de aynen, bu sefer dijital bir hapishane...


 

Sevimli Emojiler 2: Alexander Romanetz'in yönettiği bu Rus yapımı animasyonun ikincisi de günümüz veletlerine hitap etmek üzere piyasaya sürülmüş. Yalnız bu emoji animasyonlarının bile çatır çutur yenileri yapılıyor, WhatsApp emojileri için de güncellemeler yapılsın istiyoruz artık! Arz ederiz...

T.İ.M: Sıkıcı, klişe, hesapçı, samimiyetsiz, her boka söyleyecek sözü olanın lafının geçtiği bu dönemlerin militarist yapımlarından biri. Yine bir komutan, asker karşında bağırarak vatan-millet-namus diye gaza getiriyor. 15 Temmuz filan da var galiba. O sırada kapattım fragmanı, göremedim.

Doğmamış: Klişe bir "Yazık la kadına" filmi. Zaten korku filmlerinin yüzde 90'ını "Yazık la kadına" diye özetleyebiliriz sanırım.

Sessiz Ol: Bu da Türk korku filmi... Murat ile Aslı kendilerini bir evde elleri bağlanmış bir şekilde buluyor ve kaçmaya çalışıyor... Evlilik metaforu mu lan bu acaba?

Karavan: Bir yandan festivallik bir bağımsız yapım gibi diğer yandan naif bir gişe filmi gibi... Başrollerde Helen Mirren ve Donald Sutherland yer alıyor, bir anda eski karavanlarıyla yola düşme kararı alan yaşlı çift Ella ile John ele alınıyor. "Vay maşallah teyzem-dedem, sizin yaşınızdakiler hastanedeki nöroloji bölümü sekreterini kızı zannediyor, helal" diyorsunuz.

Yakalandın!: Jeremy Renner, Jon Hamm, Leslie Bibb, Jake Johnson ve Ed Helms gibi, Jeremy Renner'dan sonrasını okumadığınız isimler yer alıyor. Gerçek bir öyküden uyarlananin film konusu ilgi çekici ama film o kadar ilgi çekici midir bilmem. "Elim sende" oyununu, yani kimi yörelerde ebelemeç kimi yörelerde ebelemecilik denen oyunu gelenek hâline getirip yıllarca sürdüren beş yarım akıllı arkadaş anlatılıyor. 


 

SONUÇ - S.kindirik desen ayıp mı olur?

Haftanın yıldızı hangi film biliyor musun? Sessiz sedasız ikinci kez vizyon şansı bulan, Hakan Günday yazımı, Onur Saylak çekimi Daha, bulursan kaçırma. Onun dışında sert (dabanca mabanca) seviyorsan Soldado'ya, naif (ağız açmadan yapılan öpüşme) seviyorsan Fakir'e gidebilirsin. Yalnız dikkatini çekti mi, bu filmlerin üçü de mültecilerle ilişkili filmler... Çekmedi mi? O kadar alıştın mı ya? Neyse, belki Suriyeli kardeşlerimizden 1-2'sini alıp Fakir'e götürürsün, sevap olur diyecektim.

Onun dışında, bu havada ne sineması ya diyenler oturup Dünya Kupası izlesin ki zaten çoğu öyle yapıyordur, benim dememe gerek yok... Bu arada H. Günday, O. Saylak demişken, Şahsiyet'i hâlâ izlemeyen varsa ona gömülsün. Westworld'ü izledin mi sen peki? Ben izlemedim. Şşt, spoiler verme lan! Haydi ben kaçtım, haftaya görüşmek üzere...

Twitter: @duraladam

-BİTTİ (Haftaya, minnak karıncalara karşı bir duyarlılık projesi olarak Ant Man'in 2. filmine bakacağız)-

(iletisimcevahiri Brüksel'den bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'da paylaş Allah'a havale et

Sizin Yorumlarınız:

Sıradaki Haberler:

(3.11.2018)

250 milyon TL'lik borcu nedeniyle ameliyat malzemesi alamayan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, 1 milyon TL'ye yeni kapı yaptırıyor...

"Bittiğinde Avrupa'nın en büyük üniversite hastanesi kapısı olacak. Gurur duymanız gerekirken çamur atıyorsunuz. Kudurun Türkiye düşmanları!"

Vahdet Hatıloğlu, Gazeteci


Diğer yorumlar ->

(26.10.2018)

Bağcılar’da İranlı sahte polisler Libyalı turistleri gasp etti...

"Suudiler adam doğrar, İranlılar Libyalıları soyar. Dışişleri Bakanlığı İstanbul'un Avrupa yakasına seyahat edecek Türkleri uyarmak için daha ne bekliyor? İlla bir vatandaşımızın canı mı yanmalı?"

Nurten Mendil, Avukat


Diğer yorumlar ->