Zaytung.Com
HALKIN SESİ

Bir müjde de Hayrettin Karaman'dan: ''Yahudilere, Hristiyanlara olduğu gibi 'Hayır' diyenlere de yaşam hakkı tanınacaktır...''

"Şu adamlardaki kibirin yarısı bende olsa aklımı başıma toplamak için çivili yatakta yatarım, kendimi çöle vururum..."
ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Kiralık ev arayışınızda bu hafta “Aslında şu köhne salon tam ahizeye ip bağlayıp kendini asmalık” seviyesine varacaksınız. Allah'tan onu bile tutacak para yok da... devamı...

Çocukların çirkin propagandaya alet edilmesine en büyük tepki Ensar Vakfı'ndan geldi...

For Honor, Quake Champions, Rainbow Six... Bu Sene eSpor Sahnesine Girmesi Muhtemel 5 Oyun

Vizyonda Bu Hafta: Hayat (Hollywood uzayda öyle bir şey keşfetti ki!!), Sonsuz Aşk (Fahriye Evcen öyle bir toz aldı ki!!!)

Süleyman Soylu: ''Estağfurullah, bu bir takım çalışması...''

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Futbol Zirvesi'nde Konuştu: ''Ülkemizin dünyada geldiği yeri spor alanında da en doğru şekilde yansıtan bu değerli kardeşlerime...''

İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası Futbol Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Türkiye'nin dünyada geldiği noktayı en doğru ve dürüst bir şekilde yansıtan futbol camiasına övgü yağdı... devamı...

Mümkünse Emlakçı Katili Olmadan Kiralık Ev Arama Rehberi

Videolarla Reklamlarla Yeterince Gaza Geldiyseniz: 8 Mart’ta Keşfetmeniz Gereken 8 Yazar...

Kediyi nasıl susturuyoruz?

Dışişleri'ne Çağrılan Büyükelçilerin Sıra Tartışması Yumruklaşmaya Dönüştü. Yaralılar Var...

Türkiye'nin sorun yaşadığı ülkelerin Ankara Büyükelçileri'nin Dışişleri Bakanlığı'na ziyaretleri yoğun bir şekilde sürerken, izdiham nedeniyle zaman zaman tatsız olaylar da yaşanıyor. Bu sabah sıra tartışması yüzünden tartışan İsviçre ve Norveç temsilcilerinin karşılıklı ağız dalaşı yumruklaşmaya dönüştü... devamı...

Hükümet Sözcüsü, Bir Grup Rus Tarafından Türkiye'ye Turizm Rezervasyonu Yapıldığı İddialarını Yanıtladı: ‘‘Araştırıyoruz, öyle bir şey varsa gereken yapılacaktır...’’

2017 Turizm sezonu için Hükümet ve Cumhurbaşkanlığı tarafından yabancı turistlere karşı alınanan önlemler büyük ölçüde etkili olurken, her şeye rağmen Türkiye'ye erken rezervasyon yaptıran yabancılar olduğu yolundaki söylentiler halen devam ediyor...devamı...

Teoman, Yaklaşık 30 Manken Eşliğinde Çektiği Yeni Klibinde Yine "Yalnızlık", "Aşk Acısı", "Hayatın Anlamsızlığı" Falan Gibi Konuları İşledi

Zaytung'u twitter'da takip et

Sinema

Vizyonda Bu Hafta: Deli Aşk (Tür: Adana oyun havası), Kong: Kafatası Adası (Tür: Death metal)

Havalar ısınıyor; âşık olmak, çimde yuvarlanmak, ateşten atlamak, yüksek sesle şiir okumak, parka oturup bir paket çekirdek bitirmek gibi çılgınlıklar yapmak istiyoruz. Haftanın filmleri de bahar mevsimi gibi kıpır kıpır: Deli Aşk filminde Emrah Kaman, Maraş dondurmacısı kostümüyle aşkının peşinden giderken "Sonuçta Akdeniz şehri olduğuna göre Adanalı da romantik olabilir" diyoruz. Sonra yer fıstığı çitler gibi havada helikopter ezen King Kong'un adasında maceraya ortak oluyor, "Burası sörvayvır beyleer" diyoruz. Bir de şair Neruda'nın filmi var, şöyle güzel bir şiir patlatsın da kendimiz yazmış gibi manitaya gönderelim istiyoruz.

Önce bi Ateşli Çingene'deki (1969) en az bir King Kong kadar naif olan kahraman ayıya bakalım, yazıya geçelim:

 

Deli Aşk –  ve Cem Yılmaz’ın 2-3 dakikalık sahnesi

Kardeş Payı dizisinden sonra, Kaçma Birader filmiyle sinema sektörüne de giren Emrah-Murat Kaman kardeşler bu ikinci filmleriyle, "Yerli komedi bozkırının ortasında açan bir karahindiba olabilir mi bunlar?" sorusunu sorduruyorlar. Emrah Kaman başrolde, yanında da Şafak Pekdemir, Pelin Akil, Nilperi Şahinkaya gibi pek sempatik kadın oyuncular ve Cem Yılmaz, Zafer Algöz gibi usta oyuncular var.

Cem Yılmaz aynı zamanda CMYLMZ Fikir Sanat olarak filmin yapımcısı, iki eline iki kardeşi alıp yerli komedinin elinden tutmaya çalışıyor. Yönetmenler ise Murat Kaman ve Murat Dündar, el ele tutuşarak filmi yönetiyor:


Bahar geldi diye hemen dondurmaya gömülelim mi?

Kamanlar, abartma üzerine kurulu filmde, en kısa öyküden en fazla abartmayı nasıl yapabiliriz, kıt kaynakları en iyi nasıl kullanabiliriz derdinde: Bir dondurmacı olan Ekrem (Emrah Kaman) dünyanın en büyük dondurmasını yaptığı etkinlikte Hakan Altun’a şarkı söyleterek sevgilisi Neşe’ye evlenme teklifi yapıyor ama ‘hayır’ cevabı alıyor. Galiba referandum öncesi kararlı seçmen refleksine denk geldik diye düşünürken, sonradan durumun ciddiyetini anlıyor ve Neşe'yi tekrar kazanmak istiyor. Bu arada Şafak Pekdemir "İşte aradığın aşk yanında" rolüyle çıkageliyor ve Ekrem'in yanında oluyor.

Filmin başları iyi, komik, beklenti yaratıyor. Mesela pamuk tarlasında çalışan adamın, işveren kızıyla tanışmasının öyküsü absürt ve güzel. Güzel absürttürüyorlar. Ama bir süre sonra elle tutulur öykü ve komik durum kalmıyor, film kasıyor. Kardeş Payı'nda 6-7 kişi, geniş aile şeklinde senaryo yazmaya alışık olan Kamanlar, 3-4 kişi yardıma gelmeden bir filmin daha sonunu getiremiyor. 


Kız teklifi kabul etse, Maraş dondurması gibi yüzüğü uzatıp uzatıp takmama esprisi yapılırdı...


Şu pamuk tarlası öyküsünden toplumsal gerçekçi-absürt-Western türünde bir film çıkabilirdi...
 

Cem Yılmaz diyorduk?

Cem Yılmaz filmde yalnızca 3-5 dakika, bir psikolog olarak görünüyor. Mizah dozunun iyi olduğu bu sahneden sonra, film de zayıflamaya başlıyor, tökezliyor, emekliyor, aksıyor, aksırıyor. Ekrem eski sevgilisine dönmek için şebeklikler yaptıkça bu hareketleri bize de itici geliyor. Biz de yüz vermemeye çalışıyor, işve yapıyor, trip atıyoruz. Finalde ise, Hakan Altun müziği eşliğinde şuursuzca dans eden yeni sevgililer, çocukluğumuzun yarışma programlarını, Şahane Pazar'ı filan hatırlatıyor. 

Yine de arada bazı esprileri seçip gülmek, eğlenmek mümkün. Selçuk Aydemir mizahına uygun olarak diyalog başına iki espri düşüyor, birini seçin işte. Hakan Altun maskeli bölümü seçin mesela.


Şu Hakan Altun maskeleri artık işe yaramıyorsa birini istiyorum ben...


Emrah Kaman’ın oyunculuğu?...

Emrah Kaman, filmin büyük bölümünde yalnızca kendisi oynuyor: Sempatik bıyığı, Adana şivesi ve vücudunun her bölgesini kullanmaya çalıştığı performansıyla... Daha önceki işlerinde Sivas ve Yozgat şivesiyle (ağzıyla) gördüğümüz bu masum Anadolu erkeğini, yine İç Anadolu ağzıyla 'andavallı' olarak adlandırabiliriz galiba... Yani saf ve masum gibi, gerzek ve dalgın gibi... Ve canlandırdığı bu andavallı karakter, bir yerden sonra bayıyor gibi... Bir süre sonra bıyıklı ve andavallı yüzü öylece donup kalsın, nefes alalım istiyoruz. Andavallı demek çok zevkliymiş yalnız, sürekli yazmak istiyorum.

Filmde memleketlerini ve kendisi gibi samimi insanları gören Adanalılar izlerken oldukça zevk alabilir yalnız. "Biz böyle sıcak insanlarız ama tersimiz de kötüdür. Bir adliye koridorlarını, bir güneşi, bir de tutarsız sevgiliyi sevmeyik" şeklinde hep bir ağızdan konuşarak sinemadan çıkabilirler...


- Beyfendi tamam! Sırf komiklik performansı olsun diye oynatmayın oranızı buranızı...


Puan: Oscar'da büyük ödülü almak için sahneye çıkıp geri inen La La Land ekibi... 
 

Kong: Kafatası Adası (Kong: Skull Island) - Kafatası Adası çok asi duruyor yalnız... Metallica'nın 40. yıl konseri yapılır burada

1933'ten beri filmi çekilen koca yürekli King Kong'un son filmi... Öykü 1973'te Vietnam Savaşı'nın hemen sonrasında geçiyor ve yönetmenlik koltuğunda ikinci sinema filmini yöneten Jordan Vogt-Roberts* oturuyor.  Cihatçıların ve hipsterların ortak noktası olan uzunca sakalıyla dikkat çeken yönetmeni, "Bu tipsizi kim oturttu buraya" diye koltuğundan kaldırmaya çalışanlar oluyor.

Hem sempatik hem de itici olabilen rollerde izlediğimiz Tom Hiddleston, Samuel L. Jackson, John Goodman gibi erkeklerin arasında Brie Larson parlıyor; King Kong'un kesik attığı dişi rolünde...


- Arap kağıdı olan var mı?


Noluyor bu maymuna yine?

En son 2005'te Peter Jackson, 4 saate varan epik bir King Kong çekmişti de, King Kong'un kendi cennet köyüyle New York arasındaki dramını izlemiştik. Şimdi, büyük şehire kaçırılmamak için gözünü dört açan, daha iyi niyetli bir Kong var. İyi niyetli dediysek, adaya bölgeyi keşfetmek için gelen ekibe tropikal meyva tabağı yapacak kadar da iyi bir niyetten bahsetmiyorum.

1973 yılında Vietnam Savaşı'nın hemen sonrasında geçen filmde, üç bilimci ve onlara eşlik eden askeri ekibe bir fotoğrafçı (Brie Larson) ve kendini iz sürücü olarak tarif eden biri (Tom Hiddleston) katılıyor. Özellikle Vietnam'da savaşın delirttiği kuduruk Albay Packard (Samuel L Jackson) sinirimizi bozuyor. Böylece antimilitarist bir mesaj ortaya çıkıyor. Ayrıca çevreci mesajlar da mevcut. Dev canavarlarla dolu bir adaya gittiğimizde de yerlere çöp atmamamız gerektiğini öğreniyoruz...


Sigara içmek cildinizin erken yaşlanmasına ve genç yaşta ölmenize sebep olur...


Filmin doğal güzellikleri?

Filmin en güzel yeri, King Kong'un yaşadığı Pasifik Okyanusu'ndaki adadaki gizemli yaratıklar... İyisiyle, kötüsüyle bu dev yaratıklar, birden karşımıza çıkıp insan yutmaya çalışsa da güzel anlar yaşatıyor. Hatta kent yaşamına götürülüp evcilleştirilmesinler, kızlara hava atmak için parklarda gezdirilmesinler diye onların tarafını tutuyoruz. Ayrıca 29 yıldır adada bulunan II. Dünya Savaşı'ndan kalma asker de medeniyetten uzak tavırlarıyla güldürüyor, yer yer üzüyor.

Filmin ilk yarısı hafif gizem-gerilim duygusunu iyi veriyor. Özellikle Kong'un ilk saldırı anına kadar geçen helikopterli sahne heyecanlı olmuş, güzel çekilmiş, iyi kurgulanmış. İşin bir de CGI boyutu var ki, hala fondotenden cin yapan bizim sinemamız için anlaşılmaz derecede gerçekçi olmuş. Özellikle filmi IMAX'te izleyenler canavarları gerçekten görmüş gibi ürkebilir, perdeye hoşşt çekebilir...


Ben IMAX'te izleyemediğim için şu sahnede bile ürkemedim, aklıma Tarkan geldi en fazla...

 

Neler öğrendik filmden? Kısa kısa:

 * Canavar bize yaklaştığı zaman öylece durmalı, hareket etmemeliyiz. Tıpkı köpek ya da ayı gördüğümüzde yaptığımız gibi... O zaman zarar vermiyorlar. En azından bazıları...

 * Adadaki yerliler konuşmadıkları ve gülmedikleri için onlarla anlaşmak daha kolaydır. Böylece dillerini öğrenmeye gerek kalmadığı için zorluk çekmeyiz. İşaret diliyle ağzımıza yemek götürme hareketi yaparsak bir somun ekmek getirip karnımızı doyururlar galiba...

 * Eski King Kong filmleri gibi canavar âşık olmasa da, ekibin içindeki sarışın-kumral kadın olmak her türlü avantajlıdır. Belki aşık olmaz ama, en azından kafasını uzatıp kendini sevdirebilir hayvan. Fakat yukarıdaki filmde Amerikalı kadın kılığına girmiş bir Zafer Algöz olursak n'apar bilmiyorum... 

 * Albay'ın, yani Samuel L Jackson'ın da dediği gibi fotoğraf makinesi silahlardan güçlüdür. Peki kaç megapiksel, kaç x zoom olursa canavar avlayabiliriz, onu söylemiyor albay. O askeri sır galiba... Ama anladığımız kadarıyla bu dediğinin Instagram görselleriyle hiç alakası yok.... 


- Koskoca King Kong fotoğraf makinesini görünce dudaklarını büküp poz verdi ya lan?

 
 * King Kong; seneler içinde yaşlanmamasını formuna, formunu da sürekli dev kertenkele kovalamasına borçlu galiba... O zaman spor yapmayı, en azından kayıt olduğumuz yüzme havuzuna haftada bir gitmeyi ihmal etmemeliyiz.

Puan: İlk yarısı Kong büyüklüğünde, ikinci yarısı Brie Larson hafifliğinde...


Neruda - Bizim de 'Hikmet', 'Veli', 'Süreya' gibi filmlerimiz olsa...

Son zamanların öne çıkan yetenekli ismi o; daha birkaç hafta önce Jackie filmiyle karşımıza çıkan, reklamcılıktan emekli Pablo Larrain... Larrain'in yönetmenliğini yaptığı film, 1973 yılında hayatını kaybeden Şilili şair Pablo Neruda'nın hayatından bir kesit sunuyor. Koca Neruda'yı Luis Gnecco diye bir arkadaş canlandırıyor ama kadın izleyiciler filmde bir polisi oynayan Gael Garcia Bernal'e hasta oluyor. Kendisi perdeye çıktığında "Gaaaeeell" sesleri, Neruda'nın şiirsel duygularını bastırıyor. 


Şu atleti biz giysek kıro oluruz. Ama Bernal'in üstünde olunca "Gaeeeel" oluyor...
 

Yazamıyor muyuz?

Film maalesef Eskişehir'e gelmedi, o nedenle uzun uzun yazamıyorum. Ama henüz yönetmeni ve filmi övmeyen eleştirmen görmedim. İzleyip övmeyi, ara başlıklara Neruda şiirleri döşeyip alta komikli şeyler yazmayı ben de isterdim ama.... Neruda'nın hayatını anlatan Postacı (1994) filmini izlemiştim, bak o da iyiydi, çok isterseniz onu övebilirim. Yok ya, onun da yeri değil şimdi... Neruda'nın "Yavaş yavaş ölürler" şiirini okuyayım mı size, ses tonum şiire uygundur derler hep? Ya da tamam boşverin ya... Birkaç kere daha fragmanı izleyeyim en iyisi:


Diğer:

Haftanın kalan filmleri de, Süper Yetenek ve Neşeli Dalgalar: Dalgamanya isimli iki küçük yaş animasyonu ve "Bu ne lan? Neyse bahar temizliğinde aradan çıksın" diye sinemaların vizyona soktuğu yerli ve cinli film, Perde Ayn-ı Cin...


SONUÇ - Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?..

Bu aralar, sinemalardan yavaş yavaş elimize ayağımızı çekip açık hava etkinliklerine gideceğiz belli ki, o sırada sinema gişeleri 8-10 tane filmi sıkıştırıp sezon sonu niyetine vizyona sokacak, gişe önünde bağıra çağıra salonlarına çekmeye çalışacak bizi. Böyle bir zamanda, Deli Aşk filmi en azından 20-30 dakika gülmek isteyenler için, "Sonuçta yerli komedi sinemamızın yaşı daha çok küçük, bu gereksiz şımarıklıkları hoşgörebilirim" diyenler için uygundur. Kong: Kafatası Adası da, kafa dağıtmak için birebir, oldukça eğlenceli, bulabilirseniz 20-30 ekmek parası verip IMAX'ine gidin derim.

Ve elbette haftanın yıldız filmi Neruda... Şehrine gelenler izlesin, izlemeyenlere anlatsın. Neymiş bu kadar övülen, biz de bilelim... Tamamsak, sonraki yazıda görüşmek üzere, sevgiler...

Twitter: @duraladam

-BİTTİ (Haftaya Yılmaz Erdoğan yönetmenliği var. Bahara özel, sevgilili mevgilili bir film)-

(iletisimcevahiri Brüksel'den bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'a yolla instela'da paylaş Allah'a havale et

Sizin Yorumlarınız:

Sıradaki Sinema İçerikleri:

Sıradaki Haberler:

(26.3.2017)

Bir müjde de Hayrettin Karaman'dan: ''Yahudilere, Hristiyanlara olduğu gibi 'Hayır' diyenlere de yaşam hakkı tanınacaktır...''

"Şu adamlardaki kibirin yarısı bende olsa aklımı başıma toplamak için çivili yatakta yatarım, kendimi çöle vururum..."

Ertan Rüzgardan, Tesisatçı


Diğer yorumlar ->

(24.3.2017)

Erdoğan: ''8 ay memuruna maaş ödeyemeyen bir Türkiye’yi devraldık...''

"Maalesef bu sistemde Cumhurbaşkanı'nın hafızasının yetkisi de çok sınırlı. O yüzden yeni anayasaya evet..."

İsmail Gürbudak, Gazeteci


Diğer yorumlar ->