Zaytung.Com
Zaytung
Uzun uzun yaz
VİDEOHABER

''Pelikan gelini''nin İngilizcesi aklına gelmeyen Hilal Kaplan, soruyu gülerek geçiştirdi...

-> 2 haftada 10 kişinin ölümüne neden olmakla suçlanan siyanürden istifa sinyali: ''Kimse etmiyorsa ben edeyim madem...''
-> Siyanür deposu basmaya giden zabıta ekiplerinden 6 saattir haber alınamıyor...
-> Milli Takım'ın İzlanda karşısında kendi sahasında aldığı beraberliği ''dünyanın en zor 1 puanı'' olarak tanımlayan TRT spikerine, İzlanda Futbol Federasyonu'ndan teşekkür: ''Vallahi şımartıyorsunuz...''
-> UEFA, dünyanın en zor 1 puanını sadece Türkiye'nin değil aynı zamanda İzlanda'nın da aldığını açıkladı...
-> 11 yaşındaki çocuğun şüpheli ölümünün 1.5 yıldır aydınlatılamadığı, basının konuyla ilgili haber yap(a)madığı, olayın üzerine giden baba ve bir kaç gazetecinin de gözaltına alındığı ülkenin vatandaşı, milli takımın aldığı beraberlikle gururlandı...
FOTOHABER

Erzurum Tanıtım Günleri'nde en çok ilgiyi bu yıl da ''Geleneksel Erzurum Ramazan Dayağı'' gördü...

Temel Kotil, Fatma Betül Sayan Kaya ile olan rekabette farkı kapatıyor...

SPOR

6-0'lık Real Madrid Mağlubiyeti Ülkedeki Aşırı Boktan Gündemin Gölgesinde Kalan Galatasaray'da Buruk Sevinç...

Dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi mücadelesinde deplasmanda Real Madrid'e 6-0 yenilen Galatasaray, alınan bu farklı mağlubiyetin son 24 saat içerisinde Türkiye'de yaşanan boktan olaylar yanında sönük kalmasının keyfini sürüyor. devamı...
SİNEMA

Geçmiş Cadılar Bayramınızı Kutlar, Henüz İzlemediyseniz Şu Korku Filmlerinden Biriyle Pazar Akşamınızı Kabusa Çevirmenizi Temenni Ederiz...

HALKIN SESİ

RTÜK Başkanı AKP'li Ebubekir Şahin'in 3 ayrı kurumdan maaş almasına itiraz eden CHP'li Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliği düşürüldü...

"Kendisine geçmiş olsun diyorum ancak bir yiyiciyle arpalıkları arasına girmeye çalışmamalıydı. Hayatta kimsenin kutsalına saldırmamak gerekir..."
BLOG

Winter is Coming: Doğalgaza Alternatif Olarak Her Evde Bulunabilecek Düşük Maliyetli Yakacaklar...

DERGİ
ANKET

N'olmuş n'olmuş?

KİTAP

Instagram Resim Altlarınız İçin: Bir Takım Yeni Nesil Şairler ve Oldukça Acaip Kitapları...

ASTROLOJİ

KOÇ (21 Mart - 20 Nisan)

Sevgilinizin rahat ve umursamaz tavırları illa ki sizi aldattığı anlamına gelmiyor. Ancak bayram tatilini memleketinde ailesiyle geçireceğini söyleyip Kaş'a gitmesi o anlama geliyor olabilir. O işi bi araştırın siz... devam...
Zaytung Zone

''Amaaan şimdi eve gidip kim yemek yapacak?'' şeklinde düşünen takipçilerimizi diğerlerinden bi tık daha fazla seviyoruz, dürüst olalım...

Popmundo: Maceralar

Üniversite Mezunu İşsiz Oğullarının 3.600 TL GSS, 12.000 TL KYK Borcu Olduğunu Öğrenen Aile, Minik Yavruya Yeni Bir Yuva Arıyor...

Geçtiğimiz Haziran ayında mezun olmasının ardından henüz bir iş bulamayan Mehmet Tümerci’nin (24) hesabındaki 37 TL'ye KYK borcu nedeniyle e-haciz uygulanmasının ardından büyük bir dram ortaya çıktı. Gencin 12.000 TL KYK borcunun yanında 3.600 lira da GSS borcunun olduğunu öğrenen Tümerci ailesi, sevimli yavruya yeni bir yuva arıyor. devamı...

Konaklama Vergisinde Yeni Gelişme: Yatılı Misafirler İçin Ev Sahiplerinden de Vergi Alınacak...

Turizm sektöründe günlerdir konuşulan "Konaklama Vergisi" dün gece meclisten oteller için %2 olarak geçti ama dahası da vatandaşa geçti! İşte bilinmeyen detaylar!devamı...

Tek-tip ve Bedelli Askerlikle İlgili Gerçekten Çok Önemli Bazı Gelişmeler Oldu

Kitap

Röportaj: Özge Uzun'la 2. Kitabı ''Kalbimin Ses Telleri'' ve İlk Buluşmada ''Babaanne Donu''nun Önemi Üzerine...

Özge Uzun deyince çoğu insanın ilk aklına gelen şey; başarılı, ünlü, selvi boylu, güzel bir sunucu. Daha az insanın aklına gelen ikinci şeyse: "Aaa bu kadının bi de kitabı var ya!". Evet var, hem de 2 tane!

Uzun, ilk kitabı "Sizin Hiç Maviniz Var mı?"dan 2 sene sonra bu kez "Kalbimin Ses Telleri" ile okurlarının karşısında. Madem öyle, biz de onun karşısına geçtik, nedir bu işin aslı astarı diye sorduk. İçinde, önüne gelen yere rahat rahat çişini bırakan erkeklerin, ilk buluşmaya “Babaanne donum olmadan asla” düsturuyla giden kadınların, uçuş uçuş hafif duyguların ve “Off naaptın sen bacım ya” dedirten ağır cümlelerin olduğu kitabını, şen kahkahalar ve galonlarca çay kahve eşliğinde konuştuk… Hazırsanız başlıyoruz…


https://store.zaytung.com/kalbimin-ses-telleri-26787


Hayırlı olsun.‘Sizin Hiç Maviniz Var Mı’dan sonra ‘Kalbimin Ses Telleri’yle karşımızdasınız…

Eveeet! İşte geldim buradayım... ‘Kalbimin Ses Telleri’ ikinci kitabım ve benim için bir milad diyebilirim. Bilen biliyordu, ben aslında uzun yıllardır yazıyorum. Ama kitap yazmak başka bir disiplin istiyor tabii. Onu da artık iyiden iyiye kazandığımı düşünüyorum.   


‘Sizin Hiç Maviniz Var Mı’ otobiyografik bir anlatıydı. Bu kez okuyucu neyle karşı karşıya?

Yine bir anlatı. Kadın olma hallerini anlatıyor. Özellikle son dönemde dilimize oturan ‘güçlü kadın’ olma durumunu. Toplumun sırf bu etiketten dolayı, “Nasılsa güçlü yahu bu kadın! Yükleyin sırtına yükleyebildiğiniz kadar” anlayışını. “Eyvallah güçlüyüz falan da biz de insanız be kardeşim, süper kahraman değiliz” diyorum ben de.


Bu durumda çıkış noktanız tamamen kadınlar ve üzerine yapıştırılan, ‘güçlü kadın’ imajı…

Aynen öyle! Çünkü dışardan o kadar pompalanıyor ki bu durum, bir süre sonra hepimiz onu kibirle karışık bir gurur haline getiriyoruz. Kibir en sevilen günahtır biliyorsun! Sonra bu kibrin kurbanı oluyoruz. Bu da bizi mutsuz kadınlara çeviriyor. Çünkü o kibir gerçek anlamda hayatı olduğumuz gibi, kendimiz gibi yaşamanın önünde büyük bir duvar örüyor.


Peki yazarken bu kadar kadın hikayesi erkek okuyucuyu yorar ya da ağır gelir mi endişesi taşımadınız mı hiç?

Hayır. Kesin ve net hayır! Evet, arka kapakta sevgili Can Yılmaz’ın da yazdığı gibi çok hoşlanmayacak bazıları yazılanlardan. Buradan uyarıyorum: sağlı sollu azıcık tokat yiyebilirler… Ama diğer yandan okurken, “Hakikaten ne gerek var bu haltları yemeğe” dedirtebilirsem onlara, işte o zaman kelimelerim daha da anlam bulacak.

YALNIZ DEĞİLSİN HEMŞİRE!

En dikkatimi çeken şeylerden biri, evet doğal olarak kahramanların hepsi kadın, ama hiçbirinin adı yok. Özellikle düşünülmüş bir şey mi? Okuyucuya “Bu anlattığım sensin” demek için mi?

Bak o duygudaşlığı okurken sen de kurmuşsun, ne güzel. Biz kadınlar aslında statümüz, yaşayış tarzımız, inançlarımız ne olursa olsun birbirine o kadar paralel şeyler yaşıyoruz ki... İsimler, mekanlar ve içerikteki bazı şeyler değişiyor sadece. “Yalnız değilsin hemşire!”diyorum aslında. “Ben bazı şeyleri çözdüm sanırım, bak sen de yap bunları” diyorum. “Ben burada fena düştüm, ya sen?”diye soruyorum…


Kadınlar üzerindeki güzellik ve kilo baskısına değindiğiniz bir bölüm var. Duştan çıkıp aynada kendini inceliyor kadın ve, “Şu haline bak, memelerin ağzına girecek, parmakların dolma, her yerin ödem” diyerek kendini suçluyor sürekli. Bunları tamamen bir durum tespiti olarak mı kaleme aldınız, yoksa “Hadi şimdi kendimizle barışma vakti” mesajı mı vermek istediniz? Bu kitabın böyle bir misyonu da var mı?

Bu mesajı başta kendim olmak üzere, okuyan her kadına vermeye çalışsam da şu bir gerçek ki bu sadece mesaj vermekle olacak bir şey değil. Dünya kadar şey oku, terapiye git, ne yaparsan yap, o aynada çıplak bedeninle karşı karşıya geldiğinde kusur bulmaya devam ediyorsun. Hayatı boyunca kilosu ve vucüduyla ilgili takıntıları, derdi olmuş bir kadınım ben. Kendimi bildim bileli diyetteyim. Ama anladım ki hayatınla ilgili tatminsizlikler ne kadar fazlaysa o kilolar o kadar batıyor sana. Ortalamada huzurlu, dingin, mutlu bir dönem yaşıyorsan da sadece bir ayrıntı olarak kalıyor. Ve başa çıkması daha kolay oluyor.


Bir bölümde,‘Pretty Woman’ ve Notting Hill’den örnek vererek, “Bizi Hollywood filmleri bu hale getirdi” diyorsunuz…

Sence de öyle değil mi? Hep bir kahraman bekliyoruz. Biri gelecek, bir çarpışma olacak ve an bizim kurtuluşumuz olacak sanıyoruz. Şunda artık netleşmemiz gerekiyor. Öyle bir kahraman yok. Duygu Asena’nın kitabı vardır hani, ‘Kahramanlar Hep Erkek’ diye. Niye?


Sahi, niye?

Çünkü biz veriyoruz bu payeyi onlara. Ben ama bunların hepsiyle barıştım, kabullendim. Bunu daha önce de konuşmuştuk seninle. Bir yıl önceki Özge’yle şu anki Özge arasında uçurum var. Bu kitapla yaştan tamamen bağımsız olarak o içsel olgunluğa da eriştiğimi düşünüyorum biraz.

BABAANNE DONU MÜHİM

Okurken bazı yerlerde kahkaha attım. Misal ‘Babaanne Donu’. Gerçekten mühim değil mi?

Biz her şeyi o kadar detaylı ve büyük yaşıyoruz ki! Onu anlatmaya çalıştığım bir bölüm o. İlk buluşma mesela. Ben bunu bir sürü erkeğe sordum merakımdan,“Nasıl hazırlanıyorsunuz?” diye. Cevaplar genelde şöyle, “Duş alıyorum, traş oluyorum”. Bitti. Ama bizde öyle mi? Hemen Voltran kuruluyor: Makyaj yap ama yapılmamış gibi olsun, şık ol ama çok da özenmemişsin gibi dursun. Sakın ilk geceden sevişme. Çok istekli görünme. O babaanne donu orada giriyor devreye işte.


Emniyot sibobu gibi?

Aynen öyle. Yalnız babaanne donu deyince de babaanneler alınmasın şimdi.  


Yok canım, niye alınsınlar. Bildiğimiz pamuklu penye dondan söz ediyoruz. En sağlıklısı… Misss…

Di mi yaaa! (kahkahalar)


Alt mesaj ne peki orada? Kolay görünmeyelim mi?

Bence bilinçaltımızda hemen hevesi kaçmasın duygusu daha baskın.


Kendimize çok yüklendik sanki. Hırsızın hiç suçu yok mu?

Olmaz olur mu! Kabahatin büyüğü erkeklerde.   


Mesela?

Yani özellikle günümüz erkekleri gerçekten çok tuhaflar. Normal sağlıklı bir ilişkiden olabildiğince kaçıyorlar. Dışardan baktığında çok sağlıklı bir ilişki yaşıyor dediklerin bile her an her dakika başka bir kadının peşinde zaten. Tabii alternatifleri o kadar çok ki!


Aslında kadınların da alternatifi çok ama toplum baskısı daha baskın kadının üstünde…

Sadece bu değil bence. Bir kadın canım istedi diye gidip bir erkekle yatmaz. Bir hayal kırıklığı vardır. İntikam duygusuyla yapar. İlgisizlikten yapar, ama spor olsun diye yapmaz. Doğamıza aykırı bizim. Kısa vadede tamam. Ama uzun vadede bir kadın o şekilde yaşayamaz.


Kitapta erkeklerin bu halini çiş yapmaya benzetmişsiniz…

Tamamen ihtiyaç gibi görüyor çünkü. Gelince yapıyor ve hangi tuvalete yaptığının da bir önemi yok. Ha o bölümü okuyunca Can Yılmaz şöyle bir şey söyledi bana, “Özge hiç öyle deme. Okurken çok güldüm ama ben çişi gelince asla tutmayan, neresi diye de bakmayan çok kadın tanıyorum”. Tabii ki vardır dedim, ama ben bunların istisna olduğunu düşünüyorum.


Peki sadece kadınlar üzerine koca bir kitap yazmış biri olarak, sizce günümüz kadınlarının en büyük derdi ne, ya da kiminle?

Kadınların tüm derdi erkeklerle.


Erkeklerle mi birbirleriyle mi?

Hayır, bence erkeklerle. Bitmeyen imtihanımız resmen. Ha şu var tabii, ‘Kadın kadının kurdurur’ denilen şey de kesinlikle çok doğru. Ona sonsuz katılıyorum.
 

Bu konuda bir kadın özeleştirisi yapsanız…

En basitinden bir kadın çok başarılı olduğunda, “Acaba bunun altında ne var?” sorgulamasını bırakmamız gerekiyor. Bir de hayatımıza bir erkek girdiğinde her şeyi bir kenara koyup kendimizi ona adama çabamız… Onu değiştirme dönüştürme gayretimizi çok beyhude buluyorum.


Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. ‘Kadınlar Ne İster?’

Sevilmek istiyor kadınlar, net! İlle de bir erkek tarafından çok sevilmek istiyor. İstediği kadar ekonomik bağımsızlığı olsun, dünyayı gezsin dolaşsın, günün sonunda omzunda bir el istiyor.


Ben ama, kitapta özellikle altını çizdiğiniz o ‘güçlü kadın’ takıntısının sizde de çok baskın olduğunu düşünüyorum.

Çok doğru. Bu kitabı ortaya çıkaran şeylerden biri de kendimle o savaşım zaten.  Hayır ne gerek var yani!  Yıllarca her şeyi kendim halledeceğim, ona da yeterim, buna da koşarım demekten kendimi helak ettim. Şimdi şimdi artık buna olgunlaşma mı dersin, büyümek mi dersin, geriye dönüp bakıyorum ve “Ya ben kendime ne yapmışım böyle” diyorum.


Cemil İpekçi’den duymuştum, “Her şeye atlamayın, bırakın o ampülü de o taksın, erkeğin kahramanınız olması için ona bu fırsatı verin” diyordu. Size hiç böyle nasihatlar veren olmadı mı?

(Kahkahalar) Şahaneymiş. Oldu aslında. Olmaz olur mu! Ama dinleyen kim? Ha, bütünüyle bakınca kitapta da altını çok çizdiğim bir şey var. Biz istediğimiz kadar bu beklentiye sokalım kendimizi, bir erkeğin bir kadını anlaması zor. Ütopik resmen. Yok öyle bir şey.  


Bana da bazen zor da olsa bir kadını en iyi bir erkek anlarmış gibi geliyor…

Öyle bir erkek tanıyorsan beni de tanıştır lütfen! (gülüyor) Kesinlikle katılmıyorum. Bir kadını anlarsa, en iyi yine bir kadın anlayabilir ancak.

Kısa kısa…

Çocukken cevabını en merak ettiğiniz soru?

Babaannem derdi ki, “Elinde ekmekle tuvalete girme, taş olursun”. Ve ben tabii ki elimde ekmekle tuvalete girip taş olmayı bekledim. Hala merak ediyorum, taş oldum mu? (Olmuşsun dedirtecek illla)

“38 yaşındayım hala cevabını bulamadım” dediğiniz o soru?  

Çok mu akıllıyım, yoksa harbi salak mıyım? (Şimdi de aynı anda ''Estağfurullah ya tabii ki çok akıllısın'' diyip dağılıyoruz...)

 

NOT: Röportajı paylaşan ilk 4 kişiye Özge Uzun'dan imzalı kitap geliyor. Bunu da sona yazdık ki buraya kadar nefesi yetenlere gitsin kitaplar. Hadi buyrun...

(oyalamaca Brüksel'den bildirdi)


facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et

Yorumlar:

Sıradaki Kitap İçerikleri:

Sıradaki Haberler:

(1.11.2019)

RTÜK Başkanı AKP'li Ebubekir Şahin'in 3 ayrı kurumdan maaş almasına itiraz eden CHP'li Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliği düşürüldü...

"Kendisine geçmiş olsun diyorum ancak bir yiyiciyle arpalıkları arasına girmeye çalışmamalıydı. Hayatta kimsenin kutsalına saldırmamak gerekir..."

Güniz Obdusmanlar, Öğretmen


Diğer yorumlar ->

(26.10.2019)

Saadet Partili iki kişiyi öldüren AKP'lileri Metin Feyzioğlu savunacak...

"Cinayet işleyen AKP'lilerin yargılanıyor olması daha enteresan geldi bana. Yeni yargı reformu dedikleri bu mu acaba?"

Aslı Ayçörek, Bankacı


Diğer yorumlar ->