Merhamet Yok (Mercy) - Yapay Zeka Hakim Oldu
Timur Bekmambetov`un bu yeni filminde yapay zeka bu sefer yargıçlığa terfi etmiş. Sisteme adını da koymuşlar: "Mercy" yani merhamet. Tam da böyle bir sisteme en uygun isim, çünkü ne avukat var, ne jüri, ne de itiraz hakkı. Merhamet gerçekten lazım, bol bol...
Konu ne?
Yakın gelecekte Los Angeles'ta "Mercy" adlı bir yapay zeka yargı sistemi kurulmuş. Dedektif Chris Raven bu sistemin en büyük savunucularından biri. Ta ki kendisi sanık koltuğuna oturana kadar. Eşinin öldürüldüğü gece hiçbir şey hatırlamıyor, karşısında buz gibi bir YZ yargıç var, ve elinde sadece 90 dakika. Üstelik sistem "suçsuz olduğunu kanıtla, yoksa suçlusun" mantığıyla çalışıyor, yani hukuk tarihinin en temel prensibi olan masumiyet karinesi kafadan çöpe atılmış. Avukatınız da kendinizsiniz, şansınız da kendinizsiniz, başarılar.
Bekmambetov ekranları seviyor, çok seviyor
Yönetmen Timur Bekmambetov'un bir imzası var: "screenlife" denen, hikâyenin tamamen ekranlar üzerinden anlatıldığı format. Searching'i, Unfriended'ı hatırlayan varsa o tarzı biliyor. Mercy'de de aynı şeyi yapıyor: surveillance kameraları, drone görüntüleri, özel mesajlar, Instagram kayıtları, komşunun kuş kamerası bile devreye giriyor. Evet, kuş kamerası. Adam gerçekten kuş kamerasından delil çıkartıyor, "dünyada her şey kayıt altında" diyerek. Bir noktada pizza sipariş geçmişi çıksa şaşırmayız, belki katil cinayet gecesi sipariş vermiştir, kim bilir.
Chris Pratt koltuğa bağlı 90 dakika
Filmin eleştirmenlerin en çok takıldığı nokta şu: Chris Pratt filmin neredeyse tamamında bir koltuğa bağlı, kıpırdayamıyor. Guardians of the Galaxy'de koşturan, atlayan, patlayan Pratt'ı bekleyenler için uyarı: burada adam koltukta oturup yüzüyle oyunculuk yapıyor. Bir de üstüne "her filmde aynı adam" derler ya Chris Pratt'a, bu filmde de aynı adam, sadece bu sefer koltuğa bağlı versiyonu. Panik, savunma, çaresizlik, alnından süzülen ter... hepsini görüyorsunuz. Ama bir yerden sonra "Starlord bu koltuğu çoktan kırmış çıkmıştı" diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Rebecca Ferguson yapay zeka mı oynuyor, yoksa yapay zekayı mı?
Filmin en övülen tarafı Rebecca Ferguson'ın Yargıç Maddox performansı, ve gerçekten iyi oynuyor. Ama burada tuhaf bir durum var: yapay zeka karakteri oynuyor, fakat yüzünde duygular beliriyor. Kaş çatılıyor, hafif gülümsemeler geliyor, bakışlar değişiyor, bir sahnede neredeyse "hmm, düşündürücü" der gibi bir ifade takınıyor. Yani "hissiz, duygusuz algoritma" beklerken, adam yavaş yavaş duygu kazanıyor. Gerçek bir yapay zeka yargıç tasarlayan mühendis toplantısında "buna bir de çatık kaş özelliği ekleyelim" diyen biri olmuş olmalı, o toplantıyı merak ediyorum açıkçası.
Mantık zayıflığı meselesi
Burada önemli bir soru açılıyor: sistem herkesin telefonunu kopyalayabiliyor, suçluluk derecesini yüzde ondalıklı olarak hesaplayabiliyor, pizza siparişinden Instagram DM'ine her dijital ize anlık ulaşabiliyor. Peki gel gör ki idam cezası alacak insanlara "yapay zekayı yönlendirerek kendi lehinize delil bul" diyorlar. Madem o deliller sistemin içinde var ve yönlendirmeyle bulunabiliyor, sistem neden direkt bulmadı? Yani "her şeyi bilen" bir yapay zeka kurmuşlar ama adam "şu kameraya bak" demeden bakılmıyor. ChatGPT bile sormadan "bunu da bilmek isteyebilirsiniz" diyor, bu yapay zeka yargıçtan daha az inisiyatif kullanıyor.
Kadere bak, 18. mahkum kim?
Filmdeki esas ironi şu: Chris Raven sistemin 18. mahkumu oluyor. Ve ortaya çıkıyor ki ilk mahkumu da zaten kendisi göndermiş. Sistemin kurucu ruhunu test etmek için. Yani kendi kurduğu düzen kendi boğazına sarılıyor. Bu "ben yaptım oldu" enerjisinin 2029 teknolojik versiyonu, etme bulma dünyası güncellendi ama özü aynı kaldı.
90 dakika gerçek gerilim
90 dakikalık savunma süresi fikri iyi çalışmış, çünkü filmin süresiyle hemen hemen örtüşüyor. Yani biz izlerken de gerçek zamanlı stres hissediyoruz. Saat ilerledikçe, adamın denemeleri boşa çıktıkça, filmin sonu yaklaştıkça o gerilim izleyiciye de bulaşıyor. Filmin tartışmasız en güçlü tarafı bu, geri kalan her şey tartışmalı.
Anti-AI diye girdik, pro-AI çıktık
Filmin en tuhaf tarafı şu: başta "bu sistem tehlikeli" diye eleştiriyor gibi görünüyor, ama final geldiğinde "aslında YZ de hata yapar, biz de hata yaparız, hep birlikte iyi olacak" mesajıyla bitiyor. Yani distopya filmi izleyeceğiz diye oturuyoruz, teknoloji reklamı izleyerek kalkıyoruz. Film klasik bir tutku cinayeti gibi başlıyor, "konu genişleyecek, sağlam bir bilimkurguya dönüşüyor" derken birden intikam hikayesine sapıyor ve yerli dizi severler kendini evlerinde hissediyor. Minority Report bunu 2002'de çok daha iyi yapmıştı ama o filmi yapanlar muhtemelen bu sisteme güvenmiyordu, ve haklıydılar.
Puan: 90 dakika gerilim kurgusu 85, mantık tutarlılığı 40, kuş kamerası delil sayılması 10, bu sisteme güvenerek yargılanmak isteme ihtimalim -500
(yvzozen Brüksel'den bildirdi)
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
|
|
|
|







.jpg)

















