The Mentalist: Netflix’in 18 Yıl Sonra Keşfettiği, Türk İzleyicisinin Yeni Dizilerden Kaçarken Tutunduğu Dal...
Netflix’in her yıl milyarlarca dolar harcayarak dünyanın dört bir yanında aradığı “seyirciyi ekrana bağlayacak içerik” formülü sonunda bulundu. Formül, 2008 yılından beri gözümüzün önünde duran sarışın bir adam, üç parçalı takım elbise, bir fincan çay ve bölümün başında öldürülmek üzere açık havada bırakılmış bir cesetten oluşuyor. Yayınlandığı dönemde Türkiye’de de epey izlenen The Mentalist, Netflix’e eklenmesiyle birlikte 18 yıl sonra yeniden ülkenin en popüler dizileri arasına girdi. Üstelik öyle nostaljik bir iki bölüm bakıp çıkma şeklinde değil; ilk üç sezonu aynı anda Top 10’a sokacak kadar ciddi bir dönüş yaptı.
Diziyi hiç izlememiş olanlar için kısaca özetleyelim: Patrick Jane, insanların yüz ifadelerine ve davranışlarına bakarak haklarında inanılmaz çıkarımlar yapabilen eski bir medyum. Gerçi kendisi medyum olmadığını, yalnızca çok dikkatli olduğunu söylüyor ama dizide yaptığı bazı çıkarımların dikkatle açıklanabilecek kısmı yaklaşık yüzde 15 civarında. Bir insanın ayakkabısındaki çamura bakıp sabah kahvaltısında ne yediğini, annesiyle ilişkisinin nasıl olduğunu ve 1998’de neden yazlığa gitmediğini anlayabiliyor. Geri kalan polisler ise Jane bunları açıklarken “Yaa ayakkabısında çamur olduğunu ben de görmüştüm” bakışıyla mesleki gelişimlerini sürdürüyor.
Her Hafta Yeni Bir Katil, Her Hafta Aynı Şaşkınlık
The Mentalist’ın bölüm formülü son derece sade. Başta bir ceset bulunuyor. Ardından maktulün ailesi, iş arkadaşları ve yakın çevresiyle konuşuluyor. Bunların arasından en sevimsiz görünen kişi ilk şüpheli oluyor, en masum görünen kişi katil çıkıyor ve Patrick Jane herkesi bir depoya, çiftlik evine ya da tenha bir araziye toplayarak küçük çaplı bir tiyatro oyunu düzenliyor. Katil de polisin elinde hiçbir somut delil bulunmamasına rağmen Jane’in hazırladığı bu gösteriye kapılıp “Evet, onu ben öldürdüm!” diye bağırarak Amerikan ceza muhakemesi sistemine büyük kolaylık sağlıyor.
Dizinin bütün başarısı da aslında bu güven duygusunda yatıyor. Günümüzde bir diziye başlarken önce yapımın iptal edilip edilmediğini, final yapıp yapmadığını, hangi evrene bağlı olduğunu ve hikâyeyi anlamak için önceden izlenmesi gereken 14 filmi araştırmak gerekiyor. The Mentalist’ta ise böyle dertler yok. İlk beş dakikada ceset bulunuyor, 35. dakikada Patrick Jane şüphelilerden birine hafifçe sırıtıyor, 42. dakikada katil yakalanıyor. Bir sonraki bölümde herkes yaşananları tamamen unutmuş olarak yeni cesedin yanına gidiyor. Seyirciye de karakter gelişimi, çoklu zaman çizgisi veya “acaba burada ne anlatılmak isteniyor?” gibi gereksiz zihinsel yükler bırakılmıyor.
Elbette dizinin arka planında Patrick Jane’in ailesini öldüren seri katil Red John’u bulma çabası da var. Ancak bu hikâye, hafta boyunca çözülen cinayetlerden arta kalan birkaç dakikaya dikkatlice serpiştiriliyor. Tam Red John meselesinde önemli bir gelişme olacakmış gibi hissedildiğinde başka bir kasabada zengin bir çiftlik sahibinin cesedi bulunuyor ve herkes ana hikâyeyi birkaç bölüm erteleyip oraya gidiyor. Bu sayede dizi hem büyük bir gizem taşıdığı hissini koruyor hem de seyircinin gizemi gerçekten çözmesini uzun yıllar boyunca başarıyla engelliyor.
Yeni İçeriklerden Yorulanların Güvenli Limanı
The Mentalist’ın 2026 yılında yeniden popüler olması bu nedenle çok şaşırtıcı değil. Türk izleyicisi yıllardır her yeni dijital platform dizisinde kasvetli renk paletleri, çocukluk travmaları, sürekli fısıldayarak konuşan karakterler ve finalde hiçbir yere bağlanmayan metaforlarla mücadele ediyor. Bir noktadan sonra sadece ışıkları açık bir ofiste çalışan, ne söylediği anlaşılabilen ve suçluyu sezon finalini beklemeden yakalayan insanları görmek doğal olarak huzur veriyor. Patrick Jane’in en büyük travmasını bile çay içip hafifçe gülümseyerek yaşaması ayrıca ülke standartlarında son derece sağlıklı bir başa çıkma yöntemi sayılabilir.
Sonuç olarak Netflix, yeni bir şey üretmeden de seyirciyi ekrana bağlamanın yolunu bir kez daha bulmuş durumda: Eski bir diziyi kataloğa ekleyip kullanıcıya onu kendisi keşfetmiş hissi vermek. The Mentalist bugün hâlâ akıcı, eğlenceli ve özellikle arka arkaya tüketmeye son derece uygun bir polisiye. Yalnız birkaç bölümün ardından çevrenizdeki insanların yüz ifadelerinden sonuç çıkarmaya başlayıp “Sen aslında dün gece uyumadın” gibi tahminlerde bulunmanız mümkün. Tahmin tutmazsa Patrick Jane gibi gülümseyip ortamdan uzaklaşabilir, tutarsa da dizinin yeni sezonunda CBI’a katılmak üzere Netflix’ten haber bekleyebilirsiniz.
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|


.jpeg)

.png)



.jpg)
















