Drive My Car – Nuri Bilge Ceylan Sinemasının Japoncası...
HBO Max’te izlenebilen Drive My Car, Ryûsuke Hamaguchi’nin Haruki Murakami’nin aynı adlı öyküsünden uyarladığı, 2021 yapımı ve yaklaşık üç saatlik bir Japon filmi. Cannes’dan En İyi Senaryo ödülüyle dönen, Oscar’da En İyi Uluslararası Film seçilen yapım, süresini gören seyirciyle daha başlamadan küçük bir güven ilişkisi kuruyor: “Evet, seni biraz kasıcaz ama değecek...”
Filmin merkezinde oyuncu ve tiyatro yönetmeni Yusuke Kafuku var. Yusuke, eşi Oto’yla dışarıdan sakin ve uyumlu görünen, içeriden bakıldığında ise birtakım önemli ayrıntıların özellikle konuşulmadığı bir evlilik sürdürüyor. Bir gün eşini başka bir erkekle görünce yapabileceği en Japon filmi hareketini yapıyor: Hiçbir şey söylemeden kapıyı kapatıp dışarı çıkıyor. Böylece normal bir filmde büyük ihtimalle karakolda çözülecek mesele, yaklaşık üç saatlik büyük bir sanat eserine dönüşüyor.
Oto’nun ani ölümünün ardından Yusuke, hem yasını hem de eşine soramadığı soruları yanında taşıyarak Hiroşima’ya gidiyor. Burada Çehov’un Vanya Dayı oyununu sahneleyecek. Festival yönetimi, daha önce yaşanan bir kaza nedeniyle katılımcıların kendi otomobilini kullanmasına izin vermediği için Yusuke'ye genç bir şoför olan Misaki’yi tahsis ediyor. Yusuke başta kırmızı Saab’ını başka birine teslim etmek istemiyor. Çünkü bazı insanlar için otomobil ulaşım aracı değil. Kimsenin soru sormadığı, istediğin kadar susabildiğin ve eve gitmeden önce biraz daha oyalanabildiğin özel bir terapi odası.
Filmin asıl hikâyesi de Yusuke ile Misaki’nin aynı otomobilde gidip gelmeye başlamasıyla açılıyor. İkisi de konuşmaktan çok susmaya yatkın. Fakat Hamaguchi, iki insanın yan yana susarken birbirine neler anlatabileceğini göstermek için acele etmiyor. Hatta film o kadar sakin ilerliyor ki bir noktada insan, kendi geçmişindeki yarım kalmış konuşmaları hatırlamaya başlıyor. Drive My Car, seyircisine “Biraz kafa dağıtayım” fırsatı vermek yerine, kafanın içindeki bütün dosyaları masaüstüne çıkarıyor.
Bu yönüyle film, Nuri Bilge Ceylan sinemasına oldukça tanıdık bir yerden yaklaşıyor. Ceylan’ın filmlerinde bozkır yollarında, dağ otellerinde veya taşra kasabalarında birbirlerine asıl söylemeleri gereken şeyi bir türlü söyleyemeyen karakterler, burada Hiroşima çevre yolunda kırmızı bir Saab’ın içine yerleşiyor. Uzun sessizlikler, Çehov, bastırılmış duygular ve konuşma uzadıkça meselenin çözülmek yerine biraz daha derinleşmesi iki sinemanın ortak noktaları. Aradaki temel fark, Hamaguchi’nin karakterlerine biraz daha şefkatli davranması, onları birbirlerinin karşısına çıkarıp sıkıştırmaktan çok yan yana oturtup nefes almaları için uzun bir yol bırakması.
Bu arada filmin jeneriği yaklaşık 40. dakikada geliyor. Seyirci tam “Herhalde film birazdan biter” diye düşünürken aslında giriş bölümünü tamamladığını öğreniyor. Bu, Hamaguchi’nin süre konusunda yaptığı ilk ve son şaka olabilir.
Yusuke’nin yönettiği Vanya Dayı provaları filmin ikinci önemli alanı. Farklı dilleri konuşan oyuncuların yer aldığı oyunda Japonca, Korece, Mandarin Çincesi ve Kore İşaret Dili bir arada kullanılıyor. Oyuncular repliklerini başlangıçta neredeyse hiçbir duygu katmadan tekrar ediyor. Ama aynı cümleler tekrarlandıkça, insanların bastırdığı duygular yavaş yavaş metnin arasından sızmaya başlıyor. Film böylece hem sahnedeki oyunculara hem de arka koltukta oturan Yusuke’ye aynı şeyi yaptırıyor: Kaçtıkları duyguyu ezberleyene kadar tekrar ettiriyor.
Hidetoshi Nishijima’nın canlandırdığı Yusuke, dışarıdan son derece kontrollü görünen ama bütün duygularını yıllardır aracın bagajında taşıyan bir karakter. Tôko Miura’nın Misaki’si ise sessizliğini gizemli görünmek için değil, hayatta kalmak için kullanıyor. İkisi arasındaki ilişki klasik bir yakınlaşmadan çok, birbirinin acısının yanında rahatsızlık vermeden oturmayı öğrenmek şeklinde gelişiyor.
Filmin en güçlü tarafı, yas ve pişmanlık gibi ağır meseleleri büyük konuşmalarla değil, otomobil camından geçen manzaralar, kasetten gelen bir kadın sesi ve doğru anda yakılan bir sigarayla anlatması. Kırmızı Saab da bir süre sonra filmin üçüncü başrol oyuncusuna dönüşüyor. Üstelik diğer oyunculardan farklı olarak, geçmişi hakkında uzun bir monolog yapmadan görevini yerine getiriyor.
Elbette Drive My Car herkese göre bir film değil. Üç saat boyunca sürekli olay, sürpriz ve ters köşe bekleyenler için zaman zaman oldukça sabır isteyen bir deneyim. Telefonuna bakmadan film izlemeyi bırakanlar açısından ise doğrudan bir dayanıklılık sınavı sayılabilir. Ancak temposuna teslim olduğunuzda film, uzunluğunu hissettirmekten çok sizi kendi ritmine çekiyor.
Sonuçta Drive My Car, bir adamın eşinin ardından tuttuğu yası, genç bir kadının geçmişiyle hesaplaşmasını ve iki yabancının aynı otomobilde birbirlerini yavaş yavaş anlamasını anlatıyor. Büyük sözler söylemeden ağırlaşan, bağırmadan can acıtan ve bittikten sonra insanı bir süre sessiz bırakan filmlerden.
Yaklaşık üç saat sürüyor ama finalde insana şunu düşündürüyor: Keşke bazı konuşmalarımız da bu kadar uzun sürseydi de yarım kalmasaydı.
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|


.jpg)
.jpeg)
.png)



.jpg)
















