Spider-Man: Brand New Day - Kendimiii Unuttuuuum Unutuldum Daaaa Bir Seniii...
Tom Holland'ın Örümcek Adam'ı bu sefer resmen yapayalnız. Ned yok, MJ yok, May hala yok, elinde sadece bir yapay zeka asistanı var. Yani adam artık kimseye "bugün okulda neler oldu abi" diye anlatamıyor, derdini yapay zekaya döküyor.
Konu ne?
Peter Parker artık 30'una merdiven dayamış, yorgun, morarmış göz altlarıyla dolaşan bir Spider-Man (Biraz abartmış olabilirim.). Resmen "ben bu şehri kaç yıldır kurtarıyorum, bir zam bile alamadım" havasında. MJ'siz bir dünyada, gizemli bir yeni karakterle (Sadie Sink) karşılaşıyor, üstüne bir de Punisher (Jon Bernthal) ve Hulk (Mark Ruffalo) devreye giriyor. Film seni "bu kadar kalabalık kadroyla ne anlatacaklar" diye meraklandırıyor. Ama işin sonunda aslında pek bir şey anlatamadılar, sadece kalabalık bir aile fotoğrafı çektirdiler.
"Sokak seviyesi" diyorlar ama
Film kendini sürekli "küçük ölçekli, samimi, sokak seviyesinde bir hikâye" olarak pazarlamaya çalışıyordu. Ama ekranda gördüğünüz şey tam tersi: Hulk var, Punisher var, Yelena Belova var, Scorpion var, mutant meselesi var. Yani "sokak seviyesi" derken bahsedilen sokak, muhtemelen Avengers'ların oturduğu sitenin sokağı, bizim bildiğimiz mahalle değil. Her sahnede bir yerlerden Sony-Marvel anlaşmasının koca gölgesi düşüyor üzerinize, sanki film size sürekli "unutma, biz de deriniz" diye fısıldıyor, kendi ayakları üzerinde durmasına bir türlü izin vermiyorlar.
Espri yapmayan örümcek adam
Eski Spider-Man filmlerinde karakter neredeyse her replikte bir espri patlatırdı, bu da bir noktadan sonra "tamam anladık, komik olmaya çalışıyorsun" yorgunluğu yaratırdı. Bu filmde ise mizah çok daha ölçülü kullanılmış. Espri sadece gerektiği yerde geliyor, geldiğinde de gerçekten iş görüyor. Yani Peter artık "her cümlesini espriyle bitiren çocuk" değil, gerektiğinde susmayı da bilen, gerektiğinde şaka yapan daha olgun bir karakter. Biz bunu daha çok sevdik.
Havuz sahnesi, internetin yeni oyun alanı olmuş
Bahsetmeden geçemeyeceğim bir sahne var: Peter, bilgi almak için Yelena ile bir Rus hamamında buluşuyor, ve bu buluşma için üstündeki her şeyi çıkarıp sadece maskesini üzerinde bırakıyor. Yani elimizde şu görüntü var: süper güçlü, her zaman hareket halinde olan bir kahraman, birden bire sıcak suda ayakları havada, mahcup bir şekilde "ciddi bir istihbarat toplantısı" yapmaya çalışıyor. Spoilersız bu kadar anlatabildim.
Bir yerden sonra film de koşuyor
İzlerken gerçekten keyif aldım, ama bir yandan da "bu film neden bu kadar hızlı akıyor, yetişemeyeceğim" hissinden kurtulamadım. Sanki senarist "elimde çok malzeme var, hepsini de kullanacağım ama süre kısıtlı" diye telaşlanmış, tam bir düğün fotoğrafçısı gibi "herkes bir araya gelsin, çabuk çabuk, sırada başka çekim var" havasında koşturmuş. Film de bu telaşı bize aynen geçiriyor, bir sahneden diğerine geçerken nefes alacak zaman bulamıyorsunuz, tam bir konuya alışırken bir sonrakine sürükleniyorsunuz.
Kötü karakter var, ama yok gibi
Filmde bir "asıl düşman" olması gerekiyor teorik olarak, ama pratikte bu karakterin varlığı o kadar sönük kalmış ki, "bu filmin kötüsü kimdi" diye sinemadan çıkarken bir düşünmeniz gerekiyor, arkadaşınıza sormaktan çekiniyorsunuz çünkü "sen de mi hatırlamıyorsun" diye ortak bir utanç yaşayabilirsiniz. Sadie Sink'in oynadığı gizemli karakter aslında hikâyenin sonunda ayrı bir katman açıyor (mutant meselesi, X-Men evrenine kapı), ama bunun "kötü adam" fonksiyonu filmin geri kalanında yeterince güçlü işlenmemiş.
Fragmanda ne kadarsa filmde de o kadar
Bir de şunu fark etmeden geçemeyeceğim: fragmanda gördüğümüz o heyecanlı düşman dövüşleri, filmde de tam olarak fragmandaki kadar sürüyor. Yani sinemaya "aa bu sahneyi daha genişçe göreceğiz" diye gidiyorsunuz, meğer fragman size zaten tüm porsiyonu göstermiş. Evet, bu sahneler filme resmen ara sahne, montaj parçası gibi giriyor, adam düşmanı döverken sanki bir an durup kameraya poz veriyormuş hissi bırakıyor. ”işte bu kare afişe çıkar" diye çekilmiş gibi, dövüşün kendisinden çok dövüşün fotoğrafını izliyorsunuz. Çekmişken filme de koyalım demişler.
Hulk resmen harcanmış
Bu konuda net konuşmam lazım: Hulk bu filmde tam anlamıyla harcanmış, resmen "madem geldin bari bir işe yara da öyle git" muamelesi görmüş. Adam ESU'da fizik dersi veriyor, dönüşümünü kontrol etmeye çalışıyor, gayet insani, gayet düzenli bir hayat kurmuş. Sabah derse gidip akşam evine dönen bir memur gibi resmen. Film ona resmen en kötü akıbeti reva görmüş. Spider-Man, Hulk ve Punisher'ın bir araya geldiği o sahne, "yıkıcı bir dramatik dönüş"le bitiyor. Bunca yıl sonra Hulk'u tekrar büyük ekranda görüp sevinirken, film sizi bu sevinçle uzun süre baş başa bırakmıyor.
Hem örümcek adam hem yalnız adam
Bu filmin asıl yapısal sorunu bence tam olarak burada: bir yandan klasik bir süper kahraman aksiyon filmi olmaya çalışıyor (kötü adam, dövüş sahneleri, şehri kurtarma), diğer yandan Peter'ın tam anlamıyla yalnız kalmış, kimseye güvenemeyen bir karakter olarak psikolojik bir yolculuğunu anlatmaya çalışıyor. İkisi birbirine engel oluyor. Aksiyon sahneleri psikolojik derinliğe zaman bırakmıyor, duygusal sahneler de aksiyonun temposunu kesiyor. Az yavaş olsa manzarayı izleyecektik.
Punisher'ın arkadaşlığı
Buna karşılık, Jon Bernthal'ın Punisher'ı gerçekten filmi taşıyan bir unsur. Frank castle bu filmde biraz yumuşatılmış, daha esprili, daha "insan" bir hali var. Ve Spider-Man'e arkadaşlık etmesi gerçekten hoş bir dinamik yaratıyor. İki karakterin adalet anlayışları taban tabana zıt olsa da (biri suçluyu bağlıyor, diğeri suçluyu gömüyor resmen), birbirlerini anlayabilmeleri filmin en sağlam yazılmış ilişkisi.
Organik ağ
Peter'ın kendi vücudundan organik ağ atabildiğini fark ettiği sahne, beklenmedik bir gerçekçilikle yazılmış, adamın o anki midesinin bulanması, "bu da neyin nesi ya" tepkisi gerçekten inandırıcı. Genelde bu tür "yeni güç keşfi" sahneleri kahramanca bir coşkuyla işlenir, burada ise gerçek bir rahatsızlık, bir "vücudumda neler oluyor" tedirginliği var, resmen ergenlikte sesinin çatallaştığını fark eden çocuğun şaşkınlığı gibi, ki bu film için ayrı bir olgunluk göstergesi.
Zendaya ve Tom Holland artık rollerine gerçekten oturmuş
Oyunculuk tarafında ikisi de önceki filmlere göre gözle görülür bir gelişim kaydetmiş. Karakterler artık "gençlik filmi" enerjisinden çıkıp daha olgun, daha katmanlı bir yere taşınmış, ve bu değişim hem yazımda hem performansta hissediliyor. Tom Holland özellikle bu filmde daha yorgun, daha gerçek bir Peter Parker sunuyor.
Puan: Punisher-Spider-Man arkadaşlığı 92, Hulk'a yapılan haksızlık seviyesi 85, kötü karakterin belirsizliği 10, dövüş sahnelerinin fragmandan fazlasını vermeme oranı %100, hamam sahnesinde Peter'ın mahcubiyet seviyesi 1000
(yvzozen Brüksel'den bildirdi)
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|




.png)



.jpg)
















