Bıçaklar Çekildi: Ölü Adamın Uyanışı - Daha Yavaş Daha Gotik Daha Netflix
Rian Johnson`ın Knives Out evreninde üçüncü durağı olan bu film, serinin artık "eğlenceli bulmaca" modundan çıkıp "varoluşsal kriz" moduna geçtiğinin resmen ilanı gibi.
İlk filmde sınıf çatışması vardı, ikincisinde teknokratlarla dalga geçildi, bu sefer ise Johnson doğrudan "inanç" denen ağır topu sahaya sürmüş. Yani dedektifimiz Benoit Blanc artık sadece kim öldürdüyü değil, "Tanrı var mı yok mu" sorusuyla da uğraşmak zorunda kalmış, adamın mesaisi giderek ağırlaşıyor.
Konu ne?
Bu sefer olay bir kilise cemaatinde geçiyor, Josh O'Connor'ın canlandırdığı genç bir rahip Jud'un içsel çatışmaları ve cemaat içindeki gerilimler etrafında şekilleniyor. Bir ölüm oluyor, ilk bakışta çözümsüz görünüyor, herkes bir şeyler saklıyor, kimse tam masum değil. Yani klasik Agatha Christie formülü ama bu sefer üstüne bir de "günah" ve "vicdan azabı" sosu dökülmüş. Dedektif Blanc'ın bu davaya girişi ise serinin önceki filmlerine göre epey geç geliyor, ki bu bilinçli bir tercih: film önce bizi rahibin iç dünyasına, cemaatin gerilimine batırıyor, Blanc'ı adeta bir "geç kalan kahraman" gibi sahneye sokuyor.
Dedektif bu sefer geç kaldı
Filmin en tartışmalı yapısal kararı bu: dedektifimiz olay örgüsüne geç dahil oluyor, ilk bölümde tempo bilerek yavaşlatılıyor, izleyicinin sabrı sınanıyor. Bu bir yandan riskli bir hamle. İnsanlar "Bıçaklar Çekildi" derken zaten Benoit Blanc'ın o kıvrak zekâsını, esprili replik trafiğini bekliyor, film ise "dur bakalım, önce biraz ruh hali kuralım" diyor. Ama bu yavaşlık işlevsiz değil, film gizemi hızlıca çözmek yerine karakterlerin psikolojik durumuna alan açmayı tercih ediyor. Serinin son filminde bir tarz değiştirelim demek garip olmuş, hazır izleyici kitlesini ters köşe ediyor. Şahsen ben bir ara ‘yanlış filmi mi açtım?’ diye sordum kendi kendime.
N’oldu bu renklere
Önceki iki filmin o parlak, kontrastlı, neredeyse tiyatral estetiği bu filmde yerini çok daha soğuk, bastırılmış, gotik bir görsel dünyaya bırakmış. Yani seri artık "renkli, eğlenceli Agatha Christie pastişi" kimliğinden çıkıp "kilise korkusu, günah çıkarma odası atmosferi" tarafına kaymış. Bu değişim hikaye açısından filmin en güçlü tarafı, ama "bu artık Knives Out değil, başka bir film" dedirten bir kimlik kaybı.
Netflix'in eli her yere değmiş
Şunu söylemeden geçemeyeceğim: film atmosferik olarak gerçekten iddialı olsa da, en sonunda bir Netflix yapımı olduğu gerçeğinden kaçamıyor. Görüntü oranı, kamera çalışması, kurgu, hepsi o tanıdık "Netflix filmi" hissini taşıyor. Yani ortaçağ mimarisine, mezar taşlarına, gotik atmosfere bu kadar emek verilmiş ama sonunda ekranın bir köşesinde "şimdi izle" tuşu duruyormuş hissi bir türlü gitmiyor. Serinin gelecekte sinema salonlarına dönme ihtimali varmış, ki bu haber duyulduğunda birçok hayranın içi rahatlamış olabilir.
Daniel Craig'in saçı
Craig'in bu filmdeki uzun saç modeli… karakterin tüm otoritesi ve ağırlığını dağıtmış. Orta yaş sendromundaki bir emekli hissiyatı yaratmışlar. Yani adam üç saatlik bir cinayet gizemini çözerken, "bu saç hiç yakışmamış" diye ayrı bir soruşturma yürüttük biz kendi içimizde. Bazen bir dedektifin en büyük düşmanı katil değil, kendi kuaförüymüş.
Dijital platform yorgunluğu
Bir kesim bu filmi "Rian Johnson'ın Knives Out evreninde ulaştığı en olgun, en huzursuz edici durak" olarak övüyor, gizemin Glass Onion'dan daha keskin kurgulandığını, hatta ilk filmden bile daha zekice olduğunu söylüyor.Fakat. Ben ise "yorgun düşmüş bir seri” olarak gördüm bu filmi. Gereksiz karakterler ve diyaloglarla geçen uzunca bir süre, sonunda da şaşırtacak kadar bir şey veremiyor maalesef.
Josh O'Connor'ın telefon sahnesi övgü topluyor
Baş karakterimiz Josh O'Connor'ın canlandırdığı karakterin katıldığı bir telefon görüşmesi sahnesi var. Sahnede pederimiz sorgulama yapmak için bir kadını arıyor fakat ablamız pederle görüştüğünü öğrenince kendi içini döküyor uzun uzun ve konuşmayı yönlendiriyor. Bir bakıyoruz pederimiz kendi derdini unutmuş ablamızın derdine çare olmaya çalışıyor. Bu sahne, karakterin şüpheli, kararsız halinden çıkıp gerçek bir kahramana dönüştüğü an olarak tanımlanıyor. Yani filmin "kimin gerçekten iyi kimin kötü olduğu" sorusuna verdiği en net cevaplardan biri burada saklı.
Puan: Gotik atmosfer inşası 78, dedektifin geç kalma cesareti 60, saç modeli 30, "bu artık eski Knives Out değil" hayal kırıklığı -35, yeni filmi gelse izleme oranım %90
(yvzozen Brüksel'den bildirdi)
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
|
|
|
|




.png)



.jpg)











.jpeg)




