Tufan - Sular Yükseldikçe Mantığın da Boğulduğu Film
Netflix`in bu Güney Kore yapımı felaket filmi, "dünyanın sonu geliyor, ama önce aile draması yaşayalım" formülünü tekrar deniyor, ve bunu bayağı iddialı bir şekilde yapıyor. Filmin tanıtımı sizi "sel basmış bir evde ölüm kalım mücadelesi" diye basit bir hayatta kalma hikâyesi bekliyormuş gibi kandırıyor, ama film ilerledikçe işin içine asteroitler, yapay zeka, zaman döngüleri giriyor. Resmen "bir tane felaket türü seçemedik, hepsini koyduk" mantığıyla ilerliyor.
Konu ne?
An-na, bir yapay zeka araştırmacısı ve yakın zamanda dul kalmış bir kadın, otuz katlı bir apartmanda oğlu Ja-in ile birlikte mahsur kalıyor. Dışarıda devasa bir sel var, dünya sular altında kalıyor. Meğer bu sel, dünya hükümetlerinin yıllardır gizlediği bir gerçeğin sonucuymuş: Güney Kutbu'na bir asteroit çarpacağını biliyorlarmış ve halka söylemek yerine kendilerine gizlice uzay istasyonları, yapay bedenler falan hazırlamışlar. Yani devlet, "millete haber verelim mi" diye düşünürken "yok canım, biz kendimize bir Nuh'un Gemisi hazırlayalım, halk da sel felaketiyle uğraşsın" demiş. Şeffaflık konusunda dünya hükümetleri yine sınıfta kalmış.
Oğlu aslında oğlu değilmiş
Filmin en büyük şoklarından biri şu: An-na'nın oğlu Ja-in aslında biyolojik olarak doğmamış, kadının kendi yapay zeka yazılımından yaratılmış sentetik bir çocukmuş. Yani kadın koca bir felaket ortasında koşa koşa kurtarmaya çalıştığı çocuğun aslında bir nevi gelişmiş bir uygulama olduğunu fark ediyor, ki bu bilgiyi sindirmek için gerçekten sel felaketinden daha fazla zamana ihtiyacınız var. Bir anda "anne çocuk" filminden "kadın kendi yazdığı yazılımı kurtarıyor" filmine dönüşüyoruz, duygusal bağ hâlâ var ama artık işin içine biraz da IT departmanı giriyor.
Kurtarıcı işi baştan mı ele veriyor?
Burada bir yazım hatasına değinmemek olmaz: filmde An-na'yı kurtarmaya gelen ajan Hee-jo, işlerin "bir simülasyon" olduğunu çok erken bir noktada neredeyse açıkça belli ediyor. Yani senaristler koca bir final twist'i hazırlamışlar ama sonra karakterlerden birine "bu arada spoiler vereyim" dedirtmişler gibi bir his var. İyi bir gerilim filmi sizi finale kadar şüphede bırakır, burada ise film kendi sürprizini kendi ayağına dolayıp düşürüyor. Sanki bir polisiye romanın ortasında yazar dayanamayıp "tamam söyleyeyim, katil uşak" diye araya girmiş gibi.
Çok şey anlatmaya çalışıp hiçbir şey anlatamama sorunu
Bir izleyicinin dediği gibi, film "çok şey anlatmaya çalışıp hiçbir şey anlatmayan bir Inception çakması" olma riskini gerçekten taşıyor. Düşünün: elimizde iklim felaketi var, asteroit çarpması var, hükümet komplosu var, yapay zeka etiği var, anne-çocuk draması var, zaman döngüsü var. Bu film bir menü değil, hepsi bir arada geliyor, "ben karar veremedim, hepsini tabağa koydum" diyen bir şef gibi davranıyor senaryo. Her bir konu tek başına bir filme yetecek malzemeyken, hepsi birden sıkıştırılınca hiçbiri gerektiği kadar nefes alamıyor, izleyici de "bu film aslında ne anlatıyordu" diye bitişte kendine sormak zorunda kalıyor.
Zaman döngüsü kafaları karıştırıyor
Film ilerledikçe An-na'nın telefonunda kendi geçmişinin binlerce farklı versiyonunu gösteren fotoğraflar buluyoruz. Yani olaylar defalarca tekrarlanıyormuş. Final geldiğinde anlıyoruz ki aslında gördüğümüz her şey, An-na'nın gerçek hayatta ölümcül şekilde yaralandığı son anların, yapay zekaya aktarılmış bilincinin ürettiği binlerce simülasyonuymuş. Kadın hayatının son saatini tekrar tekrar yaşıyor, her seferinde biraz farklı, yapay duygusal tepkileri geliştirmek için. Yani bu film aslında bir "hayatta kalma" filmi değil, bir "acı çekmeyi optimize etme" filmiymiş, ki bu bilgiyi öğrenince "iyi de o zaman biz iki saat boyunca bir simülasyon test sürecini mi izledik" diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Eleştirmenler ikiye bölünmüş
Bir yandan "2025'in en iyi filmlerinden biri" diyenler var, bir yandan da "kendi kafa karıştırıcı hırsının etkisiyle neredeyse felaketin kendisi haline geliyor" diyen eleştirmenler var. Bu ifadeyi okuyunca gülmemek elde değil, film gerçekten kendi konusuyla aynı kaderi paylaşmış, sel gibi taşmış. The Guardian filmi "Edge of Tomorrow, Charlie Kaufman ve Interstellar'dan izler taşıyor" diye tanımlamış, ki bu üç filmi bir araya karıştırınca ortaya hem çok iddialı hem de hazmı zor bir tabak çıkması normal. IMDb puanının 5.4 gibi mütevazı bir yerde durması da, bu ikiye bölünmüş algının en net göstergesi. Bir kesim "vizyoner" diyor, bir kesim "bu paraya yazık" diyor, ortası pek yok.
Görsel efektler iyi, ama insanlık dersi de cabası
Filmin bir de "insanlık ne kadar yüksek bina yaparsa yapsın, doğa karşısında çaresiz" mesajı var, ki bu mesajı vermek için otuz katlı bir gökdeleni sular altında bırakmak biraz fazla bütçeli bir yöntem ama etkili olduğu su götürmez (kelimenin tam anlamıyla). Su altı sahneleri, dijital efektler gerçekten göz dolduruyor, yani en azından gözünüz "vay be" derken, beyniniz "ama ne oluyor" diye paralel bir kriz yaşıyor.
Puan: Görsel efektler 90, "oğlum aslında yazılımmış" şoku 95, erken verilen simülasyon ipucu -40, tek filme sığdırılmaya çalışılan konu sayısı 6 (olması gereken: 1-2), zaman döngüsü mantığını tek seferde kavrama ihtimali 20, dünya hükümetlerinin şeffaflığı 0
(yvzozen Brüksel'den bildirdi)
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
|
|
|
|

.png)


.jpeg)




.jpg)















