You Can See Everything: Fon Vurgununda Bile Biraz Estetik, Biraz Vizyon Arayanlara
Coğrafya gerçekten kaderdir. Bir yanda yüz binlerce yatırımcının parasını kaybettikten sonra isimlerini bile açıklamamak için kırk takla atan, haberi yapılmasın diye habire gazeteci tutuklayan, artık iyice bayatlamış ucuz gündem değiştirme çabalarından medet uman badem bıyıklı kel ve fodul yerli fon vurguncuları, diğer yanda milyarlarca dolarlık dolandırıcılığın ardından evini belgesel ekibine açıp kendi hikâyesini anlatmaya hazırlanan sarışın mavi gözlü Elizabeth Holmes. Bir zamanlar çalışmayan kan testi teknolojisiyle milyarlarca dolar yatırım toplayan Theranos'un kurucusu, cezaevine girmeden 34 gün önce kameralara konuşarak en azından hikâyenin kontrolünü elinde tutmaya çalışıyor. Bizim payımıza da "Rabbim dolandırıcının bile biraz vizyon sahibi ve estetik olanını nasip etsin" diye dua etmek düşüyor...
Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı You Can See Everything, cezaevine girmesine 34 gün kala kendisini ve ailesini görüntülemeleri için evine bir belgesel ekibi davet eden Holmes'un itibarını yeniden inşa etme çabasını takip ediyor. Kamuoyunun gözünde pek de iyi bir yerde olmayan Holmes, yaşananları kendi açısından anlatmak isterken, karşısında tam da kendisine inanıp inanmadığını anlamaya çalışan bir yönetmen buluyor. Yönetmenle birlikte biz de aynı sorunun peşine düşüyoruz.
Her şey yanlış anlaşılmış olabilir mi?
Holmes'un hikâyesinin en ilginç tarafı, ortada mahkeme kararıyla sonuçlanmış bir dolandırıcılık davası ve milyarlarca dolarlık yatırım kaybı bulunmasına rağmen hâlâ kamuoyunun kendisini nasıl gördüğüyle ilgilenmesi. Şirket batmış, teknoloji çalışmamış, yatırımcılar parasını kaybetmiş ama itibar yönetimi departmanı mesaiye devam ediyor.
Aslında günümüz kurumsal iletişim dünyası açısından bu pek de yabancı bir yaklaşım değil. Bir şirketin ürünleri çalışmayabilir, müşterileri mağdur olabilir, hatta yöneticileri dolandırıcılıktan mahkûm olabilir. Ancak doğru açıklama, birkaç samimi röportaj, fazla da ileri gitmeyen bir günah çıkarma ayini ve iyi hazırlanmış bir sunumla bütün bunların gerekli dersler çıkarılmış ufak bir yol kazası olduğu izlenimi yaratılabilir.
Aslında Türkiye'deki fon skandalında da benzer bir anlayışın örneklerini izliyoruz. Bütün o gazeteci tutuklamaların, televizyona kayyum atamaların, sosyal medya erişim engellerinin yanında bizdeki dolandırıcıların da kendilerince bir hikayeyi baştan yazma çabaları var. Siyasal iktidarın nerdeyse tamamının ve devletin ilgili bütün kurumlarının karıştığı, ekonomik büyüklüğü şimdiden birkaç yüz milyar doları bulan devasa bir finans dolandırıcılığını "aramızda nefsine yenik düşen 3-5 kişinin bir yanlışı" olarak paketleme çabasıyla olsun, hala kaydadeğer hiçkimseye kaydadeğer hiçbir ceza verilmediği halde "bu işin üstüne gidiyoruz" mesajlarıyla olsun, umutsuzca gündemi değiştirme çabalarıyla olsun benzer bir "anlatıyı kontrol etme" girişimine biz de çekirdek çitleyerek şahitlik ediyoruz.
Holmes ise Teranos vurgununu haber yapanları tutuklatacak kadar devleti ele geçirmeden önce yakalandığı için mecburen kendisini daha şeffaf biçimde anlatmaya çalışıyor. Biraz da çoktan mahkumiyet almış olmanın ve bu noktadan sonra kaybedecek pek de bir şeyi olmadığını bilmenin rahatlığıyla son bir hamle yapıp kameraları evine davet ediyor. '24 saat çekin beni kardeşim, bizim gizlimiz saklımız yok' diyor. Ancak evine davet ettiği yönetmen Nathan Fielder, karşısındaki insanın anlattıklarına öyle kolayca inanacak bir tip değil. Böylece kendisini aklamak için kamera karşısına geçen Holmes, bir anda neden sürekli açıklama yapmak zorunda kaldığını açıklamaya çalışırken buluyor kendisini.
Filmin asıl ironisi de burada yatıyor. Çünkü kamera önünde olmak, şeffaf olmakla aynı şey değil. İnsan bütün hayatını kameraların önüne serebilir ama yine de göstermemeyi tercih ettiği şeyler olabilir. Özellikle de geçmişte yatırımcılara gösterilen sunumlarla gerçekte çalışan teknoloji arasında belirli bir mesafe oluşmuşsa...
You Can See Everything, bir insanın kendi hikâyesini kontrol etme çabasının nasıl başlı başına bir gösteriye dönüşebildiğini anlatıyor. Holmes'un kendisini anlatmak için davet ettiği ekip, bir süre sonra anlatılanları anlamaya çalışmaktan çok, anlatılanların neden sürekli değiştiğini ve karşılarında bir sosyopat olup olmadığını çözmeye çalışıyor. Belgesel ilerledikçe gerçeklerle algılar arasındaki mesafe hem yönetmen hem de izleyici için giderek silikleşiyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo, günümüz kriz iletişimi dünyası için oldukça öğretici: Şirketiniz batmış, yatırımcılarınız milyarlarca dolar kaybetmiş, siz de dolandırıcılıktan mahkûm olmuş olabilirsiniz. Ama yeterince uzun bir belgesel çektirip yeterince uzun konuşursanız en azından herkesin kafasını karıştırmayı başarabilirsiniz.
Türkiye'deki fon skandalından çıkarılabilecek ders de farklı değil. Paranın nerede olduğunu bulmak zaman alabilir. Sorumluların ortaya çıkarılması daha da uzun sürebilir. Ama sürekli olarak anlatılacak yeni hikayelerin olduğu bir dünyada, gerçeğin ortaya çıkması için acele etmeye gerek yok. Ve zaten yeterince uzun bir zamana yayılan her soru ya kendi kendine cevap bulur ya da bir noktada artık kimse öyle bir sorunun var olduğunu hatırlamaz bile. Evet "you can see everything" ama gördüklerin nereye kadar umrunda olur?
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|








.jpg)











.jpg)




