4. Sezonda da "Evliliği Kurtarmak mı, 3. Dünya Savaşını Durdurmak mı Daha Zor?" Sorusuna Yanıt Arıyor: The Diplomat
Dünyanın en güçlü ülkelerinin temsilcileriyle müzakere masasına oturmak, olası bir nükleer savaşı önlemek, diplomatik krizleri çözmek... Bütün bunlar, eşinizin 'Yok bir şey' derken aslında ne demek istediğini çözmekten daha kolay olabilir mi? Dördüncü sezonuyla Netflix ekranlarına dönen The Diplomat, uluslararası ilişkilerdeki güç mücadeleleriyle kadın erkek ilişkilerindeki bitmek bilmeyen diplomatik krizleri aynı potada eritmeye devam ediyor...
Dizinin merkezinde, ABD'nin İngiltere Büyükelçisi Kate Wyler bulunuyor. Kendisi uluslararası krizleri yönetme, ülkeler arasında bozulan ilişkileri düzeltme ve gerektiğinde savaşları önleme konusunda oldukça başarılı bir diplomat. Ne var ki özel hayatında aynı başarıyı gösterebildiğini söylemek pek mümkün değil. Zira eşi Hal Wyler da en az kendisi kadar zeki, hırslı ve diplomasi cambazı bir isim. İkisinin aynı evde yaşaması, zaman zaman Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantılarından çok daha gergin bir atmosfere neden olabiliyor.
İlk sezonda Kate'in İngiltere'ye büyükelçi olarak atanmasıyla başlayan The Diplomat, başlangıçta bir yandan uluslararası krizleri çözmeye çalışan, diğer yandan eşinin kendisinden daha fazla siyasi nüfuza sahip olma arzusuyla uğraşan bir kadının hikayesiydi. İkinci sezonda İngiliz savaş gemisine yönelik saldırının arkasındaki siyasi hesaplaşmalar ve ABD yönetiminin karanlık sırları devreye girerken, üçüncü sezonda işler iyice büyüdü. Kate'in Başkan Yardımcılığı için adı geçerken Hal'in bu göreve getirilmesi, ikilinin arasındaki güç dengesini tamamen değiştirdi. Üstelik Başkan Grace Penn'in Hal'le birlikte Rusya'ya ait Poseidon adlı son derece tehlikeli bir nükleer silahı gizlice ele geçirmesi, Kate'in hem evliliğini hem de ABD ile İngiltere arasındaki kırılgan ilişkileri yeniden sorgulamasına neden oldu.
Dördüncü sezon ise tam olarak bu noktadan devam ediyor. Artık Hal, ABD Başkan Yardımcısı, Grace Penn ülkenin Başkanı, Kate ise hâlâ Londra'da büyükelçi. Üçüncü sezon finalinde ortaya çıkan nükleer silah komplosu, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirebilecek bir krize dönüşürken Kate bir yandan da kocasının kendisini nasıl bir siyasi oyunun içine çektiğini anlamaya çalışıyor. Üstelik İngiltere ile ABD arasındaki hassas dengeleri korumaya çalışırken karşısında bu kez yalnızca Rusya'yı veya İngiliz hükümetini değil, kendi ülkesinin yönetimini ve o yönetimdeki kocasını da buluyor.
Dördüncü sezonun en eğlenceli taraflarından biri ise Kate'in, Başkan'ın eşi Todd Penn ile beklenmedik bir ittifak kurmak zorunda kalması. Bir tarafta kendi eşleri Hal ve Grace'in giderek tehlikeli hale gelen siyasi ortaklığı, diğer tarafta bu ortaklığın yaratabileceği felaketi önlemeye çalışan iki eş... Böylece dizi, iki evliliğin sorunlarını uluslararası bir güç mücadelesine dönüştürerek baştan beri peşinde olduğu soruya biraz daha yaklaşıyor. Bir noktadan sonra kimin kiminle evli olduğunu, kimin kiminle ittifak kurduğunu ve kimin kimi hangi konuda sattığını takip etmek için Dışişleri Bakanlığı'ndan özel bir brifing almak gerekebiliyor.
Önceki sezonlarda Kate'ii Hal'i dizginleme çabasını ve arkasından çevirdiği siyasi dolapları toparlamaya çalışmasını izlerken, bu sezon Hal'in artık doğrudan kararların alındığı masada oturmasıyla roller de değişiyor. Kate için mesele yalnızca kocasının siyasi hırslarını yönetmek değil, onunla aynı fikirde olmadığı durumlarda ne kadar ileri gidebileceğine karar vermek. Grace ve Todd Penn çiftinin de hikâyeye daha fazla dahil olmasıyla birlikte dizi, iki evlilik üzerinden iktidar, sadakat, hırs ve güç ilişkilerini çok daha geniş bir alana taşıyor.
Dizinin en başarılı olduğu noktalardan biri de bütün bu büyük siyasi meseleleri son derece insani zaaflar üzerinden anlatabilmesi. Dünyanın kaderini değiştirebilecek kararlar alan insanların da kıskanabildiğini, alınganlık yapabildiğini, egolarına (ve libidolarına) yenik düşebildiğini ve bazen yalnızca karşı tarafı sinirlendirmek için son derece yanlış kararlar verebildiğini görüyoruz. Bir bakıma uluslararası diplomasinin, yetişkin insanların birbirleriyle konuşmayı becerememesinin biraz daha pahalı ve tehlikeli bir versiyonu olduğunu hatırlatıyor.
Elbette The Diplomat yalnızca evlilik terapisi niyetine izlenecek bir yapım değil. Siyasi entrikaları, son derece zekice yazılmış hızlı diyalogları, beklenmedik ittifakları ve sürekli değişen dengeleriyle oldukça sürükleyici bir politik gerilim. Özellikle Keri Russell'ın Kate Wyler performansı ve Rufus Sewell'in Hal karakterine kattığı enerji, dizinin en güçlü taraflarından. Allison Janney ve Bradley Whitford'un dördüncü sezonda hikâyenin daha merkezine yerleşmesi de dizinin dinamiklerine ayrı bir renk katıyor.
Dört sezon boyunca giderek büyüyen siyasi krizler, değişen güç dengeleri ve birbirine giren evliliklerle The Diplomat, başlangıçta bir büyükelçinin mesleki ve özel hayatı arasında sıkışan hikâyesini artık Beyaz Saray'a kadar taşımış durumda. Görünen o ki dünyanın en güçlü insanlarının bile evdeki sorunlarını işlerine taşımadan çözebilmesi pek mümkün değil.
Sonuç olarak The Diplomat, kadın erkek ilişkilerinin mi yoksa uluslararası ilişkilerin mi daha zor olduğu sorusuna dört sezondur kesin bir yanıt verebilmiş değil. Ancak bir konuda oldukça ikna edici: Eşinizle aranızdaki sorunları çözmek için üçüncü ülkelerden arabulucu istemek, nükleer caydırıcılık politikası geliştirmek veya NATO'yu devreye sokmak zorunda kalıyorsanız, o evlilikte bazı şeyler yolunda gitmiyor olabilir.
facebook'ta Paylaş twitter'a yolla Allah'a havale et
okumak ister misiniz?
|
|
|
|








.jpg)











.jpeg)




